Dolar 46,4472
Euro 53,4525
Altın 6.385,56
BİST 14.421,15
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Az Bulutlu
İstanbul
26°C
Az Bulutlu
Per 26°C
Cum 25°C
Cts 26°C
Paz 29°C

Rabbin Gazap İçine Ektiği Tohum: Fıtrat (Abdurrauf Abdurrahimoğlu)

Eğitmen Araştırmacı Türkolog “Sabır; erdemli adam işidir.”
12 Aralık 2025 20:30 | Son Güncellenme: 3 Şubat 2026 13:24
269
A+
A-

Fıtrat (Abdurrauf Abdurrahimoğlu) – Çetin bir yol onu bekliyordu. Ondan önce gidenler, “Oralar buraya hiç benzemez, başın dönmesin,” demişti. Bu sözler zihninde dolaşırken, geceleri uzun uzun düşünür, hayaller kurardı. Öyle ya; bilinmez, ışıltılı, zengin, daha modern bir ülkeye gidecekti. Anlata anlata bitirememişlerdi. O ise anlatılanların ağırlığını sessiz bir vakar ile dinlerdi.

İstanbul Yolculuğu ve İlk İzlenimler

Fıtrat, imanıyla bilinen bir gençti. Atadan soydan gelen karakteri sağlamdı; bu yüzden ondan şüphe eden yoktu. Günler hızla aktı ve yanına aldığı birkaç eşya ile kitaplarını toplayıp yola koyuldu. Bazen at sırtında, bazen demiryolu ile sınırı geçti. Kendi kendine, “Perde açılınca bütün ışıklar yanacak,” diye düşünmüştü ama öyle olmadı. “Meğer ne bizim oralar buralardan çok farklıymış, ne de buralar o hayal edilen masallar kadar başka.” dedi. Fakat yolu daha yeni başlıyordu…

1909 senesinde, bıyıkları yeni terleyen 24 yaşındaki Fıtrat uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra İstanbul’a ulaştı. Babası tüccardı; eğitimli, görmüş geçirmiş bir adamdı. Fıtrat’ın cebinde onu idare edecek kadar harçlık koymuştu. Şehre adım attığında vapurları, büyük kayıkları, kocaman kürekleri olan mavnaları görünce hayrete düştü. Bugün İstanbul trafiği karada ne ise, o gün İstanbul’da deniz trafiği de oydu. Kayık kazalarının yaşandığı bir kalabalığı düşünün. Bu hengâmenin içinden sıyrılıp medreseye vardı. Kendini tanıttı, elindeki özel mektubu teslim etti…

Milli Uyanış ve İstanbul’dan Buhara’ya Dönüş

Tam dört yıl geçti. Artık İstanbul ağzına hâkim, olgun bir genç adamdı. Bilgisi çoğalmış, kalemi keskinleşmiş, edebî şahsiyeti kuvvetlenmişti. Arkadaşlarıyla İstanbul’da, onları gönderen vakfın bir şubesini kurdular. Amaç, Türkistan’dan gelen gençleri bir çatı altında toplamaktı. Bu süreçte İttihat ve Terakki, Genç Türkler ve Sırat-ı Müstakim çevreleriyle güçlü bağlar kurdular.

Fıtrat hazırdı, milletini uyandırma ülküsüyle Buhara’ya döndü. İstanbul’da öğrendiği matbaacılık sayesinde Hürriyet Gazetesini çıkardı. Milliyetçi söylemleri öyle zarif bir dille aktarıyordu ki, komünist rejimin dikkatini çekmeden önemi yüksek çeşitli görevler de bulundu. O, kimine göre Türkistan coğrafyasında yetişen yeni bir Ali Şir Nevai idi.

1929–1938 yılları arasındaki çalkantılı ve direniş dolu süreçte, Türk–İslam ülküsüne bağlılığı daha da güçlendi. Komünist rejimin gerçekte bir faşist diktatörlük olduğunu açıkça dile getirdi ve bunu eserlerine de yansıttı. Türkistan halkları için karanlığı yaran bir güneş gibiydi. Kalemi öyle keskin, öyle sertleşti ki Fıtrat güneşi büyüdükçe büyüdü, zulmün karanlığı büyüdükçe onun kalemi daha çok ışık saçtı.

Sovyet Zulmü ve Şehadet

Ancak gazetelerde yayınlanmasına izin verdiği makalelerdeki açık pantürkist vurgular yüzünden, onu ve arkadaşlarını 1937’de ölüm sürgününe gönderdiler. Burada türlü işkencelere maruz kaldı. Ardından 1938’de kurşuna dizildi. Elde edilen belgeler ise asıl acıyı anlatıyordu: Fıtrat, idam tarihinden bir gün önce öldürülmüş, ertesi gün cansız bedeni kurşunlanarak sahte bir infaz kaydı tutulmuştu.

Fıtrat, Mahtumkulu ve Behbudi ile birlikte Türkistan modernleşmesinin en kudretli öncülerindendi. Eğitimde yenilik, modern bilim, millî uyanış ve özgürlük onun fikir dünyasının temel taşlarıydı. Dizelerine şu şekilde yansırdı:

O‘g‘ut (Öğüt)

Ey yigit, millating uchun tirish, g‘ayrat qil, (Ey genç, milletin için çalış; gayret göster.)

Bosh egib turmoq emas, bosh ko‘tar, xizmat qil. (Boyun eğip beklemek değil; başkaldırıp hizmet et.)

Ilm ila ziynat topur bu yurt va bu el, (Bu yurt ve bu halk ilimle bulur gerçek süsünü.)

G‘aflat ichra yotma sen, uyg‘onib xizmat qil. (Gaflet içinde yatma sen; uyan da hizmet et.)

Döneminin birçok aydını gibi, eziyetin ağırlığının farkındaydı. Komünistlere baş eğiyor gibi göründü ama asla bel bükmedi. Halkı için sessizce mücadele etti ve sonunda şehit edildi.

Kaybedilen Ruh ve Geleceğe Miras (Abdurrauf Abdurrahimoğlu)

Peki biz… Ne kaybettik de bu gücü unuttuk? Bugün geriye baktığımızda bıraktığı mirasın ne kadar büyük olduğunu daha berrak görüyoruz. Fıtrat yalnızca bir şair, bir mütefekkir ya da bir mücadele adamı değildi. O, köklerinden kopmadan çağının ilmini kavramış; milletine yön vermeyi kendine vazife bilmiş bir öncüydü. Aynı gök kubbenin altında yaşamamıza rağmen hâlâ cevaplayamadığımız bir soru var: Onların taşıdığı o derin ruhu biz neden kaybettik?

Abdurrauf Abdurrahimoğlu

Gençler adını bilmediği kahramanların yüklediği emaneti nasıl taşısın? Millet, kendi içinden çıkan fikir adamlarını hatırlamaz, anmaz ve anlamazsa nasıl uyanacak? Fıtrat’ın hayatı bize şunu haykırıyor: Hiçbir zulüm bir fikri öldüremez. Hiçbir baskı bir milleti sonsuza dek susturamaz.

Asıl mesele, o fikri bugün kimlerin omuzlayacağıdır. Asıl mesele, “Uyanın!” diyen o sesin bugünün gençlerinde yankı bulup bulmayacağıdır. Belki de cevap yine Fıtrat’ın kendi sözlerinde saklıdır. Onun asırları aşan çağrısı bugün hâlâ aynı berraklıkla önümüzde duruyor:

“Gaflet içinde yatma sen; uyan…”

Evet… Artık bize düşen, bu sözleri bir şiirin dizeleri olarak değil; bir davet, bir çağrı, bir vazife olarak kabul etmektir. Türkistan’ın kaybolan ışığını yeniden parlatmak ve uğruna can verilen değerleri geleceğe taşımaktır. Fıtrat’ın şehadetiyle yarım kalan yürüyüş ancak böyle tamamlanabilir. Belki o zaman unutulan kudretimizi yeniden hatırlarız.

O, fıtratını muhafaza ederek can verenlerin son nefes duasını kalbinde taşıdı!

“Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. İşimi sana havale ettim. Azabından korkup, sevabını umup sırtımı sana dayadım. Senin azabından korunmanın ve güvende olmanın tek yolu, ancak sana, rahmetine sığınmaktır. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin Nebi’ye inandım. Beni öldürürsen (bozulmamış) fıtrat üzere öldür. Bu kelimeleri son sözlerim eyle.” (Buhârî, Deavât, 6).

Fıtrat başta olmak üzere, bu uğurda can veren tüm Türkistan şehitlerinin ruhu şâd, mekânları cennet olsun.

Dervîş Korkutفَكْرِ حَقّينْ سُوزْچُسِ “Fikr-i Hakk’ın sözcüsü, Türk yurdunun sessiz nefesi”

Öncü Yılgın’ın tüm yazıları için tıklayınız.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

  1. Fatma Tatlı dedi ki:

    Kalemine ve gönlüne sağlık… Fıtrat’ın hikayesini böyle derin ve berrak anlatmak yürek ister. Okurken hem hüzünlendim hem de ilham aldım. Bu ruhu bize yeniden hatırlattığın için teşekkür ederim

  2. İskender dedi ki:

    Yazı, Abdurrauf Abdurrahimoğlu’nun “Fıtrat” merkezli düşüncesini tarihsel bir biyografi anlatısı üzerinden bugüne taşıyarak, kimlik, ahlak ve sorumluluk bilincinin nasıl inşa edilmesi gerektiğini güçlü bir dille ortaya koyuyor. Fıtrat’ın İstanbul’dan Buhara’ya uzanan yolculuğu, yalnızca bir şahsın hikâyesi değil; Türk–İslam düşüncesinin modernleşme karşısında köklerini kaybetmeden direnme mücadelesinin sembolü olarak sunuluyor. Genç kuşakları konfor değil sorumluluk merkezli düşünmeye davet eden, derinlikli ve sarsıcı bir yazı olmuş. Tebrik ederim.

  3. Uzm. Dr. Baki Eker dedi ki:

    Reisim kalemine sağlık. Mahtumkulu Firaki’yi de bekliyorum.
    Azadî der, birlikte sefa sürelim,
    Öyleyse gönderelim, deneyip görelim,
    “Âmin” de kalk oğlum, uğurlar olsun,
    Bir Allah yar olsun sana, git oğlum.