Dolar 44,8651
Euro 52,8845
Altın 6.907,71
BİST 14.201,05
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Az Bulutlu
İstanbul
14°C
Az Bulutlu
Cts 16°C
Paz 16°C
Pts 18°C
Sal 19°C

Hay Hak! Geleneksel Türk Tiyatrosu Üzerine – (Bölüm 2)

Eğitmen Araştırmacı Türkolog “Sabır; erdemli adam işidir.”
17 Nisan 2026 10:00 | Son Güncellenme: 16 Nisan 2026 15:40
46
A+
A-

Öncü Yılgın’ın kaleminden Geleneksel Türk Tiyatrosu üzerine derinlikli bir deneme. Karagöz, Hacivat ustaları ve kültürel hafızamızın önemini keşfedin.

“Hafızasını yitiren nesillerin sonu milletsiz kalmaktır. Geleneksel Türk Tiyatrosu en güçlü hafızalardan biridir. Bu hafızayı kaybetmek hem geleneğin yok olmasına hem de dilin inceliklerini ve içindeki zenginlikleri yitirmektir. Türkçe zengin bir dil ise beslendiği damarlardan biri de Geleneksel Türk Tiyatrosudur. Karagöz, Hiciv, Orta Oyunu, Meddah, Köy Seyirlik oyunları ve benzeri bize ait olanlara sahip çıkmamız, gelecek nesil için en büyük kültür kaynağı olacaktır.”

Hay Hak!

Her birimizde ürkek bir hava vardı. Kimdi bunlar? Merak sarmıştı etrafımızı. Her başlangıçta böyle olmaz mı zaten? Bir… iki… üç derken geçen günlerin ardından birbirimize alışmaya, şakalar yapmaya başladık. Eğitim veren hocalarımız tam bir gökkuşağı gibiydi. Siyasi fikirlerini anlamak dâhi zor, ancak sözlerindeki gizleri tane tane çözmek bir bulmaca gibiydi.

Günler hızla geçti.

Hepsini severdim de Kukla – Karagöz dersine giren Alpay Ekler hocamı bir başka severdim. O bir hayalîydi, bir ustaydı. Zeki, akıllı, özverili, öğretici, kucaklayan bir baba gibi oldu bize.

Geleneksel Türk Tiyatrosu ile başladık. Nice eserler okuduk ama özellikle ve hâlâ en sevdiğim kitap Metin And’ın “Geleneksel Türk Tiyatrosu” eseridir.

Tabii uzaktan ilgi ile içine girince oluşan bir olmuyor. Bazı zamanlar eseri yeniden okurum. Bazı bazı zihnimde Karagöz, Orta Oyunu, Meddah, Köy Seyirlik Oyunları ve Kukla gibi geleneksel seyirlikleri yeniden canlandırarak halka yeniden ulaştırmanın yollarını ararım.

Genel kültürümüzün “hav hav hav” lara geldiği şu günlerde bizi yeniden toparlayacak olanlar da bunlardır.

Geleneksel Türk Tiyatrosu

Ha keza gençlerdeki mizah anlayışı da onların tabiriyle yerlerde sürünüyor. Buna bir de Türkçenin o güzelim duygu özelliğinin kaybedildiği, Rus rapçılardan kopyalanmış düz sözlü şarkılar eklenince yürek sızlıyor. Hav hav hav…

Birkaç nesil… Mesela 80 ve 90’ların iyi kötü yetiştiği dönemin bitişi ve temelsizlik birleşince hayatımızda sadece Türkçemize ait duygu kısmı buhar olup gidiyor.

Hiciv, latife, ince nüanslar, atışmalar, takılmalar… Hadi yazalım: el kol şakaları, yahu mıncıklama (elle dürtme diyelim) bile kalmadı.

Geçen gün orta yaş üstü semt abilerinin birbirine şaka yaptığını gördüm. Liseliler onlara korku dolu ve şaşkın gözlerle bakıyordu. “Bu adamlar ne diyürrr?” bakışları ve aralarındaki “ohaaa” sözleri de cabası…

Aslında haklılar.

Mesela farkında mısınız? Orta yaş altındaki erkeklerde sarılarak selamlaşmak, o saf temiz sevgi ve aşkla göz göze bakmak kalmadı. Yani aşk deyince o aşk değil… Hakiki sevgiden doğan, sarılma anındaki yaşanmışlık hafızalarının verdiği mutluluk dolu bakışlar…

Yurt dışı gezmelerimde erkeklerin tokalaşmayı bile yapmadığını, hatta başlarıyla selam vermeden dümdirek “merhaba” dediklerini de çok gördüm.

Acaba biz de yavaştan oraya mı gidiyoruz?
Yoksa biz de onlar gibi robotlaşıyor muyuz?

Bak aklıma ne geldi? Ne geldi? Ne geldi?

Radyo tiyatrosu geldi!

Bazen, eğer düşünceli işler yapmıyorsam, mutlaka TRT arşivinden Radyo Tiyatrosu açar dinlerim. Favorilerim polisiye olanlar.

Hem eski sanatçıların sesini duyarak mutlu olurum hem de televizyona bağlı kalıp kıymetli anlarımı harcamam. İzleyerek kaybetmek yerine dinleyerek işimi yaparım.

Sen de bazen Radyo Tiyatrosu dinler misin? Yahut çocuklarına dinletir misin? Onların zihnindeki hayal dünyasının gelişmesine katkıda bulunur musun?

Yoksa eline telefonu verip hani yemek yediriyorsun ya… sen! Evet sen!

Yoksa öyle mi yapıyorsun? Yapmazsın sen… yapma!

Bu ülkenin ve gelecek yüzyılın zaten bolca robotu olacak. Ama zeki, aklı çalışan ve özgür iradeye sahip insana daha çok ihtiyacı var bunu unutmayalım.

Geleneksel Türk Tiyatrosu

Hadi bir anı ekleyeyim…

Bizim Mustafa var. İyi çocuktur. Alpay hocam da Mıstığı severdi.

Mustafa araba sevdasına düşmüş. O gün de Taksim Muammer Karaca Sahnesinde prova var. Hava yağmurlu. Alpay Hoca arabayı kapıya yakın çekmiş.

Mıstık tutturmuş:
“Arabayı ben çekeyim!”

Olurdu olmazdı… Alpay hoca mal canlısı değildir. Vermiş anahtarı.

Sonra ne mi oldu?

Mıstık bam! Direğe vurdu arabayı.

Aralarındaki diyalog Karagöz – Hacivat’ı aratmaz.

Biz mi?

Yerde sürünüyoruz. Tabi ki gülmekten…

Yine bir gün atölyede Kukla – Karagöz dersi var. Ürünler sergilenecek. Benim yaptığım da… eh işte iş görür.

Alpay hocam gelip bakıyor, “Hmmm…” yapıyor, gidiyor.

Beş on derken ensemden yaklaştı ve kulağıma:

“Sana hoşaf verdik, eşek yaptın…” dedi ve gitti.

Güzeldi…


Rami yolundan geçerken boya kokusu var demiştim. O koku boya imalatından kaynaklıymış. Boya kokusu gitti… çocukluğumun Karagöz – Hacivat evleri de gitti.

Hiç kimsede olmayan çeşitlilikte Halk Bilimi kaynaklarımız varken üniversitelerde, derneklerde ve bireysel çabalarla gönül verenlerin sayesinde Geleneksel Türk Tiyatrosu yaşatılmaya çalışılıyor. Belki biraz daha destekle, unutulan ve ölmek üzere olan bazı öz Türkçe lehçeler gibi yok olma yoluna girmelerini engelleyebiliriz.

Çok değil… İstek, arzu, sahip çıkma duygusu…

Bizler bugün varız, yarın yokuz. Bir amca şunu demişti:

“Yaşlılar sıra sıra, gençler ara sıra…”

Yaşlıların sahip olduğu faydalı kültürün gelecek nesle aktarılması için saat lehte işlemiyor.

Yoksa gün gelir: “Bir zamanlar “…” vardı.” deriz.


Başlangıcı ve hayalî ustalarının isimlerini beraber yâd edelim:

Efsanevi kökler:

Şeyh Küşteri
Karagöz – Hacivat

Osmanlı dönemi hayalî ustaları:

Küçük Ali
Kör Hasan
Salih Efendi

Modern koruyucular:
Metin And
Cengiz Özek
Orhan Kurt
Alpay Ekler


Karagöz oyununda yirmi beşten fazla tip vardır. Bunlardan bazıları:

Beberuhi
Tuzsuz Deli Bekir
Tiryaki
Çelebi
Arnavut
Acem
Rum
Zenne


Karagöz sanatında tek kişi kuklayı oynatmaz. Gelenekte bir ekip vardır:

Hayalî
Yardak
Sandıkkâr
Dağrezen


Karagöz’de kullanılan bazı ekipmanlar:

Nevregan
Biz
Kök boya – İs mürekkebi
Deri (deve, manda, dana)
Kamış
Perde
Şeyh Küşteri Meydanı
Şem’a
Nareke
Def
Kudüm
Sandık
Tasvir – Tasvir kalıbı


Anadolu Türk kültürüne sonsuz katkısı olan vefat etmiş bütün ustalarımızın, sanatçılarımızın ve edebiyat üstatlarımızın kutlu tinleri şad, Uçmağları Tengri Dağlarında Türk Budunu olsun.

Onlardan devraldıkları bayrağı tüm zorluklara rağmen ileriye taşıyan, bu işe gönül vermiş yeni nesil ustalarımızın da yüce Allah ayaklarına taş değdirmesin. Yolları açık, şansları bol olsun.

Geleneksel Türk Tiyatrosu ve Kukla Karagöz bugün hâlâ deh çüş ilerlemektedir. Ama istersek hep birlikte “deh” diyebilir, bu kadim mirası yeniden koşturabiliriz.

Unutmayalım… Perdeye düşen ışık hâlâ sönmedi!

Derviş Korkut
(Öncü Yılgın)

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.