Dolar 44,5542
Euro 51,5320
Altın 6.700,53
BİST 13.051,69
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 17°C
Az Bulutlu
İstanbul
17°C
Az Bulutlu
Cts 15°C
Paz 16°C
Pts 18°C
Sal 15°C

Nijad’ın Piyano Başında Gülümsediği Gece – Recaizade Mahmud Ekrem’in Derin Acısı

Eğitmen Araştırmacı Türkolog “Sabır; erdemli adam işidir.”
26 Mart 2026 10:30 | Son Güncellenme: 25 Mart 2026 14:18
103
A+
A-

“Gece sessizdi. Bir baba, odasının kapısına yaslanmış, oğlunun nefesini dinliyordu. Her notasında, her fısıltısında acı ve özlem yankılanıyordu. Nijad artık yanındaydı mı, yok muydu? Sadece kalpte hissediliyordu.”

“Gece sessizdi. Bir baba, odasının kapısına yaslanmış, oğlunun nefesini dinliyordu. Her notasında, her fısıltısında acı ve özlem yankılanıyordu. Nijad artık yanındaydı mı, yok muydu? Sadece kalpte hissediliyordu.”

Yorganını usulca düzeltir. Uyu bakalım yarın beraber Hakkı Bey’lere gidip piyano konseri vereceğiz ve şiirler okuyacağız. Eğer gece seni üzen rüyalar görürsen ne yapacaktın?

  • Allah’a dua edip yardım isteyecektim babacığım.
  • Aferin. Sonra ne yapacaktın?
  • Sonra da babama seslenip beni kurtarmasını bekleyecektim babacığım.
  • Aferin paşa oğlum. Şimdi iyi uykular dilerim. Gecen hayır olsun.
  • Teşekkür ederim aslan babacığım senin de gecen hayır olsun.
Nijad

Kapıyı kapadığında gözyaşlarına boğuldu. Sırtını kapıya yasladı. Dizlerinin bağı çözüldü. Bir babanın Allah’a karşı çaresiz kaldığı o ince yerdeydi artık. Çünkü ne yaparsa yapsınlar verem laneti bir türlü oğlunu terk etmiyordu. Memleketin bütün doktorlarını çağırmıştı. Yine de deva bulamadı. İçten içe eriyor, gözyaşlarını kimse görmeden koy veriyordu. Ne şiirler yazabiliyordu, ne de konuşası vardı. Tek derdi Nijad’ın sıhhatini yeniden kazanması olmuştu. O gece bir türlü uyuyamadı. Bazı bazı Nijad’ın nefesini duymak için kapısının önüne geliyor, dinliyor ve yatağa geri dönüyordu. Tarih 1 Mart 1900 Perşembe idi. Son defa sabah ezanı okunurken Nijad’ın odasının kapısına gitti. Nefesi çok kısık geliyor ve derin derin öksürüyordu. Ezan bittiğinde ise Nijad son nefesini vermişti.

Ezan sustu. Nijad sustu. İstanbul sustu.

Dostları teskin etse de onun her anında dostu olan on beş yaşındaki oğlu Nijad’ı kaybetmişti. Bu kaybına bir anlam yüklemek istese de akli dengesini yitirmemek için sürekli dua ediyor ve tespih çekiyordu. “Lâ Havle ve Lâ Kuvvete İllâ Billâhil Aliyyil Azîm”…

Bir kısım gelenler Perşembe vefad eden Nijad’ın Cuma namazına müteakip defin edileceği için seçilmiş, Allah’ın sevdiği kulu olduğunu söylerken, bir köşede lokmanın lezzetini konuşanlar vardı. Bir köşede ise bir baba, evladının sesini… O binlerce satır şiir yazan, her bir sözü duyar olmuş ama tek bir kelime edemez olmuştu…

Günler acı, ıstırap ve gözyaşları içinde geçiyordu. Bazen mum ışığında oğlunun adını sayıklar, gün ağarıncaya kadar oturup gökyüzüne bakıp dua ederdi. Böylece günler gelip geçti. Hiç kimse ile konuşmadan, hiç kimse ile göz göze gelmeden geçen günlerdi… Bir gece yine göğe bakarken, gökyüzünde Nijad’ı piyano başında gülümser gibi gördü. “Üzülme babacığım…” der gibi bir ışık geçti içinden. Bir an duraksadı. Gözlerini kırpıp yeniden baktı. Gökyüzü sessizdi. Ama kalbi susmamıştı. “Benden bir söz bekler şimdi…” dedi. Masasına döndü. Mumu yaktı. Ve bir baba ilk defa özlediği evladını yazmaya başladı.

Nijad

Ah Nijad

Hasret beni cayır cayır yakarken

Bedenimde buzdan bir el yürüyor.

Hayaline çılgın çılgın bakarken

Kapanası gözümü kan bürüyor.

Dağda kırda rasgetirsem bir dere

Gözyaşlarım akıtarak çağlarım.

Yollardaki ufak ufak izlere

Senin sanıp bakar bakar ağlarım.

Güneş güler, kuşlar uçar havada,

Uyanırlar nazlı nazlı çiçekler.

Yalnız mısın o karanlık yuvada?

Yok mu seni bir kayırır, bir bekler?

Can isterken hasret odiyle yansın,

Varlık beni alil alil sürüyor.

Bu kaygıya yürek nasıl dayansın?

Bedenciğin topraklarda çürüyor!

Bu ayrılık bana yaman geldi pek,

Ruhum hasta, kırık kolum kanadım.

Ya gel bana, ya oraya beni çek,

Gözüm nuru oğulcuğum, Nijad’ım!

O günden sonra evin kapıları açıldı, misafirler geldi, gitti. İstanbul yaşamaya devam etti. Ama o piyanonun kapağı bir daha hiç açılmadı. Toz yavaş yavaş tuşların üzerine indi. Parmak izleri silindi. Sesler sustu. Mumlar yandı, sabahlar oldu. Ezanlar okundu. Fakat o geceden sonra bir baba hiçbir sabaha gerçekten uyanmadı. Her gün o kapalı kapağa baktı ve içinden tek bir cümle geçti:

“Ya gel bana…

ya oraya beni çek, Nijad’ım…”

Recaizade Mahmud Ekrem ve Nijad’ın hatırasına yazılmıştır.

Derviş Korkut (Öncü YILGIN)

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

  1. Ömer Güzel dedi ki:

    Yüreğinize ,kaleminize sağlık.