Aşkın Gizli Sözleşmesi: Mayın Tarlasında Yürümek
İlişkilerdeki o ilk heyecan neden kaybolur? Belki de sebep, farkında olmadan zihnimizde taşıdığımız o aşkın gizli sözleşmesi ve sessiz beklentilerimizdir.
Aşkın Gizli Sözleşmesi: Mayın Tarlasında Yürümek – Bir kafede otururken tam karşıda, ara ara kaçamak bakışlarla sizi izleyen bir çift göz… Ya da beğendiğiniz, belki de hoşlandığınız bir karşı cinsten, beklemediğiniz bir anda gelen, basit, sıradan ama sizi heyecanlandıran tek kelimelik “Nasılsın” mesajı ile bambaşka alemlere giden bir sohbet… Hemen herkesin başına gelmiştir benzer durumlar.
O ilk anlardaki çekingenliğiniz, emeklemekten yürümeye yeni geçmiş bebeğin heyecanı gibi değil mi? Ürkek adımlar, “Şunu dersen nasıl anlar?”, “Bunu yazsam ne düşünür?” telaşları içerisinde özenle seçilen kelimeler, cümleler… Mesajı yazalı bir dakika oldu, hâlâ görmemiş, “Acaba yanlış mı anladı?” tereddütleri arasında kalbinizin hızla çarpması… Hadi itiraf edin, tanıdık geldi size de bunlar.
Mektuptan Mesaja Değişen Zamanlar
Bu satırları okuyan belli yaş üstü bireyler, “Bizim zamanımızda nerede böyle şeyler, mektup bile bir ayda gidiyordu,” diyebilir ama konunun özündeki heyecan aynı. Modern zamanın “mesaja cevap gelecek mi acaba” heyecanı ile mektup zamanlarının “mektuba cevap gelecek mi acabası” ölesiye kapışır ama hangisi galip gelir emin değilim.

Buraya kadar yazdıklarımı okurken yüzünüzde oluşan tebessümü soldurmak istemem ama bu heyecanlarla başlayan her ilişki aynı heyecanla devam etmiyor; hatta tam aksi bir yöne evrilip bitiyor. Peki hiç düşündünüz mü; ilk başlarda yaşadığınız o tatlı heyecan ne oluyor da azalıp sıradanlaşıyor ve çoğu zaman geri gelmeyecek şekilde kayboluyor?
“Ben Elimden Geleni Yaptım” Yanılgısı
“Valla ben elimden geleni yaptım ama o anlamadı”, “Biz ayrı dünyaların insanlarıymışız”, “Ya ilk başlarda iyiydi ama zamanla beni anlamadı”, “Ben onu sevdim ama o beni sanırım tam sevmedi…” Bu ve benzeri binlerce bahane ile kendimizi savunuruz çoğu zaman.
Geçenlerde bir yerde okumuştum; “İki insan bir ilişkiye başlarken sadece birbirlerine ‘evet’ demezler; aslında zihinlerinde yıllardır taşıdıkları kalın bir sözleşmeyi de masaya koyarlar.” Ancak sorun şudur: Karşı tarafın bu sözleşmenin maddelerinden haberi yoktur. Şu an tam da “Adam sen ne diyorsun?” bölümündeyiz.
Görünmez Maddeler ve Müneccimlik Beklentisi
Hemen açıklayayım. O sözleşmenin en üstünde, koyu harflerle yazdığımız ama hiç dillendirmediğimiz o meşhur maddeyi hepimiz biliriz: “Eğer beni gerçekten seviyorsa neye ihtiyacım olduğunu ben söylemeden bilmeli.” Ya da; “Ben ondan şunu bekliyorum, o benim bu beklentimi bilmeli ve ben söylemeden onu yapmalı.”
Aslında bütün mesele bu. Fakat unuttuğumuz gerçek şu; bizim aklımıza yazdığımız ama karşı tarafın bilmediği kurallar sözleşmesinin aynısından karşı tarafta da bir tane yatıyor ve biz de onun maddelerini bilmiyoruz. Sözün özü; iki taraf da birbirinden müneccim olmasını bekliyor. Oysa ilişkide rollerimiz Sevgili/Eş diye tanımlı; “müneccimlik” diye bir rol yok.
Mayın Tarlasında Yolculuk
O malum gizli sözleşmelerin maddeleri karşı taraflarca bilinmediği için devreye deneme yanılma yöntemi giriyor. Bir nevi mayınlı tarlada yolculuk başlıyor. Siz mayınlara basa basa ilerlemeye çalışırken ya da sevgiliniz/eşiniz mayınlara basa basa size gelmeye çalışırken, her patlamada heyecanın bir parçasını kaybediyorsunuz. Son patlamada ise “Game over / Oyun bitti” mesajı ile baş başa kalıyorsunuz.
Çiçek Bahçesine Dönüş Mümkün mü?
Peki, bu oyun böyle bitmek zorunda mı? Hepinizin, en azından çoğunun bu soruya “hayır” cevabını verdiğine eminim ama ispatlayamam.
Çözüm belki de o kadar zor değildir. Tek taraflı ve maddeleri gizli sözleşmeleri yırtmakla başlayabilirsiniz mesela. Beklentiler çıtasını zirveye koyup anları yaşamanın lezzetinden mahrum kalmaktan vazgeçebilirsiniz mesela. Mayın tarlasındaki mayınları temizleyip o tarlayı birlikte çiçek bahçesine çevirebilirsiniz mesela. “Hep onun istediği oluyor, artık kendi isteklerini önemseyen benim” modundan, “biz ne istiyoruz” moduna geçebilirsiniz mesela. Bu meseleleri daha da çoğaltabiliriz.
Ama sözü daha da uzatmadan Yılmaz Erdoğan’ın mısraları ile noktalayalım:
Ben giderken en çok seni götürdüm Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları Yardan düşmüştüm yaraların yardan armağandı Kutsal kitabımda ziyan edilmiş sevgililer atlası
