Buzullardan Yansıyan Ayna: Yalnız Yürüyen Penguen ve Onda Gördüğümüz Gerçek
Sosyal medyada viral olan yalnız yürüyen penguen videosu aslında ne anlatıyor? Werner Herzog belgeselinden yansıyan o görüntüde, günümüz insanının yalnızlığını ve cesaretini Mustafa Şahin kaleme aldı.
Son günlerde reels kaydırırken mutlaka o videoya denk gelmişsinizdir. Hani şu sürüsünden, gürültüden ve “gitmesi gereken okyanus yolundan” ayrılıp; uçsuz bucaksız, bembeyaz dağlara doğru giden yalnız yürüyen penguen… Ya da buzun üzerinde sakarca kayıp düşen ama hiçbir şey olmamış gibi toparlanıp yoluna devam eden o siyah-beyaz dostumuz.
Son günlerin en çok konuşulan bu görüntüleri, aslında sandığımız gibi sıradan “komik hayvan videosu” değil. Alman yönetmen Werner Herzog’un ta 2007 yılında çektiği o meşhur belgeselden (Encounters at the End of the World) sahnelerin bugüne taşınması…
Bilim insanları bu yalnız yürüyen penguen için “yönünü şaşırmış” veya “içgüdüsel bir hata yapıyor” diyebilir. Ama biz ekran başında onu izlerken bambaşka bir şey hissediyoruz. İçimizde bir yerlerde “cız” eden bir şeyler var.
Peki neden? Neden binlerce kilometre ötedeki bir kuşun çaresizliği ya da sakarlığı bize bu kadar tanıdık geliyor?

Buzdan Bir Ayna: Kendimizle Yüzleşmek
Sosyal medya çoğu zaman bize olmak istediğimiz o “mükemmel” hayatları sunar. Ama bu video kuralı bozdu. Ekrana baktığımızda sadece sevimli bir hayvan görmüyoruz; günümüzün o bitmek bilmeyen telaşı içinde bazen yönünü kaybeden, bazen kalabalıklar içinde yapayalnız hisseden kendimizi görüyoruz.
Sabahın köründe işe giderken, bitmek bilmeyen toplantıların ortasında ya da geleceğe dair o belirsiz kaygıyı taşırken hissettiğimiz o “yabancılaşma” hissini, o penguenin bakışlarında buluyoruz. O, bizim konuşamayan tarafımız. O, bizim “Ben burada ne yapıyorum?” diyen sessiz çığlığımız.
Viral Olan “Yalnız Yürüyen Penguen” Bize Ne Anlatıyor?
Gençler buna internet dilinde “Literally Me” (Tam anlamıyla ben) diyorlar. Genelde bunu havalı film karakterleri için kullanırlardı ama artık Antarktika’daki o sakar kuş için kullanıyorlar. Ve haksız da değiller.
Çünkü hayat, tıpkı o buzullar gibi kaygan. Hangimiz o penguen gibi düşmedik ki? Hangimiz herkes bir yöne giderken, “Hayır, benim yolum orası değil” deyip ters istikamete gitmeye çalışmadık? Ya da hangimiz sürünün içinde sıkışıp kalmış hissederken, sadece uzaklara bakıp derin bir nefes almadık?
Biyolojik olarak onlara benzemesek de, ruh halimiz şaşırtıcı derecede bu yalnız yürüyen penguen ile aynı. Düşmesi komik değil, trajikomik. Çünkü o düştüğünde gülüyoruz ama o gülüşün altında, “Bunu ben de yaşadım” diyen bir kabulleniş var.
Milyonların Sessiz Terapisi
Bu videonun altına yapılan yorumlara, eklenen o hüzünlü veya komik müziklere hiç dikkat ettiniz mi? Bu aslında ortak bir dertleşme seansı.

Videoyu paylaşan, altına “Pazartesi sendromu” ya da “Hayatla mücadelem” yazan herkes, aslında tanımadığı milyonlarca insana şunu fısıldıyor: “Yalnız değilsin. Bak, ben de düşüyorum. Ben de bazen yönümü şaşırıyorum.”
Farkında olmadan bize devasa bir terapi alanı açıldı. Kusursuz olmak zorunda olmadığımızı, düşüp kalkmanın doğanın bir parçası olduğunu, bazen sürünün tersine gitmenin “delilik” değil, bir “tercih” olabileceğini hatırlattı.
Sonuç: Dağlara Doğru Yürümek
Belgeselde o penguen, okyanusa (gıdaya ve güvenliğe) değil, dağlara (bilinmeze ve belki de sona) yürüyordu. Bilim buna “hata” diyor. Ama ben buna “cesaret” demek istiyorum.
Belki de hepimizin içinde, o güvenli alanı terk edip kendi dağlarına gitmek isteyen yalnız yürüyen penguen yatıyordur. Kim bilir?
Ekrana bir dahaki sefere baktığınızda ona gülüp geçmeyin. Ona bir selam verin. Çünkü o, büyük ihtimalle sizin ruh ikiziniz.