Dolar 43,4252
Euro 51,9990
Altın 7.721,28
BİST 13.808,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15°C
Yağmurlu
İstanbul
15°C
Yağmurlu
Cum 12°C
Cts 9°C
Paz 7°C
Pts 7°C

Jeltoksan İsyanı: Kazak Gençlerin Direnişi

Eğitmen Araştırmacı Türkolog “Sabır; erdemli adam işidir.”
3 Ocak 2026 20:30 | Son Güncellenme: 3 Ocak 2026 15:29
156
A+
A-

Jeltoksan isyanı: 1986’da Sovyet zulmüne karşı Kazak gençlerin destansı direnişi. Lazzat Asanova ve Kayrat Ryskulbekov’un fedakârlığı, bağımsızlık kıvılcımı. Tarihî kahramanlık hikayesi!

Jeltoksan İsyanı: Kazak Gençlerin Direnişi – Ne güzel bir sabah, dedi içinden… O çok sevdiği günebakan tokasını saçına takarken. Sanki biraz küçük olmaya başlamıştı? Kim bilir… Belki de kafam büyüdü, diye güldü kendine. Yanakları al al, yaz elması gibiydi. Yavaş yavaş hazırlanıyordu. O gün her ne kadar “güzel bir
sabah” diyerek uyanmış olsa da içinde anlam veremediği bir sıkıntı vardı. Aynaya bakıp kendine şakalar yapıyordu ama pek de gülesi yoktu sanki.

Jeltoksan Ateşi: Lazzat’ın Sabahı

Annesi seslendiğinde vaktin geldiğini anladı. Kardeşleri onu masada bekliyordu. Sıcak bir bardak süt! “İşte en sevdiğim,” dedi içinden. Annesi radyoda haberleri dinlerdi. Güzel bir kadındı; hamarat ve çocuklarına düşkündü. Onu çok seviyordu. O da büyüyünce anne olacaktı. Kim sorarsa sorsun, her zaman cevabı “annem” olurdu. Annem olmak istiyorum! Öyle ya, her zaman yanlarında olmuştu. Hızlıca kahvaltısını yaptı. Kapıdan tam çıkacakken annesi onları durdurdu:

“Çocuklar, bekleyin… Radyoda bir şeyler anlatılıyor…”

Kayrat Ryskulbekov daha yirmilerinde, fidan boylu, güzel yüzlü bir gençti. Sovyet baskısı altında büyümek zordu; hele hele bu yaşa gelmek daha da zor. O, bir dönemi, bir eşiği atlatabilmişti. Hırslıydı. Hedefine ulaşmak için her koşulu zorlardı. Yokluk ve sefalet içinde, kah aç kah tok, derslerinde başarılı olup üniversiteye kadar ulaşmıştı. Ailesine bakmak için üç dört işte çalışıyor, belki de hiç uyumadan derslerine giriyordu. Herkes ona “robot” derdi. Çağımızın en nadide robotu…

Jeltoksan İsyanı

Karakteri güçlü, sözü geçen biriydi. Az konuşur ama her sözü altın gibi kıymetliydi. Zamanla üniversitede öğrenci liderlerinden biri oldu. Haklının yanında, haksızın karşısındaydı. Komünist Parti ona defalarca çağrı yapmasına karşın kabul etmedi. Ancak ailesiyle tehdit edildiğinde mecbur kaldı. Zaten o zamanlar herkes Komünist Parti üyesi olmak zorundaydı. Yani sokaktaki kedi bile Komünist Parti’ye üyeydi… Tabii sokakta kedi bulabilirseniz.

Kayrat Ryskulbekov: Robot Gibi Genç

Sovyet zulmü o denli sert ve katıydı ki sokakta kedi hatta kuş bile yoktu. Olanlar da sefil bir hâlde yaşıyordu. Kayrat fakülteye geldiğinde, yakın zamanda görevden alınan Kunaev’in yerine getirilen Kolbin alçağının yeni yeni kanunlar çıkardığını öğrendi. Şikâyetleri dinlerken dersini kaçırdığını fark etti. Ancak anlatılanlar o kadar can yakıcıydı ki Kolbin’i bir kaşık suda boğmak istiyordu. Ayağa kalktı, yumruğunu masaya vurdu ve haykırdı: “Hiçbir embesil Kazakistan halkını köle yapamaz!”

Bir an sessizlik çöktü. Öğrenciler sesi tanıyordu ama Kayrat’ın böyle bir çıkış yapacağını asla düşünmüyorlardı. Birkaç saniye sonra bütün kantin havaya zıplayarak hep bir ağızdan “Özgür
Kazakistan!” diye haykırmaya başladı. Öğrenciler birbirine sarılıyor, kah ağlıyor kah gülüyordu.

Sokaklar Ayağa Kalkıyor

Coşku içindeydiler. Ataları Nauryzbay, Kabanbay, Bogenbay, Syrym ve Alpamıs Batır gibi; senelerdir süregelen baskıları kırmak, Rusların Sovyet kölelik sistemini yıkmak için ayağa kalktılar. Onlarca öğrenci kantinden çıkarak sokaklara yayıldı, yüksek sesle özgürlük nağraları atmaya başladı. Bu, damarlarındaki asil kanı kabaran Kazak gençlerinin dik duruşuydu. Onlar, eşitlik adı altında sistematik olarak yapılan eziyetlere, zulme ve düşmanlığa başkaldırmışlardı. Özellikle Kazak üniversite öğrencileri bu durumu onur kırıcı ve
kolonyal bir dayatma olarak görmüş, daha da yüksek sesle harekete geçmişlerdi.

Jeltoksan İsyanı

Önceleri birkaç öğrenciyle başlayan bu hareket, dakikalar içinde diğer Kazak kabilelerine ve halka yayıldı. O kadar hızlı büyüdü ki komünist yönetim daha ne olduğunu anlayamadan binlerce Kazak sokakları, caddeleri doldurdu. Sistem tarafından dayatılan tüm haksızlıklara karşı ayağa kalkmışlardı. Kolbin, komünist komiser olarak hemen orduya haber verdi. İlk başta elli atlı süvari bölgeye intikal etti ancak bu sayı yetersiz kaldı. Onlarca atlı süvari ve kara askeri sevk ediliyor, yolda karşılarına çıkan her şeyi ezip geçerek eski adı Brejnev, bugünkü adı Cumhuriyet Meydanı olan alana hızla ilerliyorlardı. Sovyetlerin halka karşı tutum ve davranışları, bu askerlerin yaptıklarıyla net biçimde görülüyordu. Daha yürüyüş başlayalı birkaç saat olmuştu fakat ölü sayısı onları geçmişti. Bunlardan biri de Erbol Sypataev’di. Gençliğinin baharında, ileri görüşlü bir genç liderdi. Hani bugün “işçi, köylü aynı Ruslar, Sovyetler gibi olalım” derler ya… İşte Erbol, o yalan sistemin içindeki Kazak işçisiydi. Tüm dünyanın bolluk ve bereket içinde yaşandığını sandığı Sovyet sisteminde ezilen işçilerin sesiydi… Ama nafile. O da diğer Kazak gençleri gibi atların nalları altında kalarak ağır yaralandı. Arkadaşları onu hastaneye götürdü. Başhekim Pavel, bir Rus komünistti; hem
parti üyesi hem de Rus milliyetçisiydi. Erbol’un getirildiğini öğrenince doktorları başka hastalara yönlendirdi. İçeride kimse kalmadığında ise bir neşter darbesiyle Erbol’un hayatına son verdi.

Radyodaki haberler Kazakların ayaklanma çıkardığını söylüyordu. Öyle ya; hava, su, hatta radyo bile komünist yönetimin kontrolündeydi. Lazzat Asanova daha 17 yaşındayken, annesine ve ailesine bağlıyken birden açık olan kapıdan sokağa fırladı ve meydana koşmaya başladı. Ardından annesi çıktı ama nafile, yetişemedi. Lazzat, atası Tomris gibi güçlü bir karaktere sahipti. Duydukları, gördükleri ve yaşananlar onda büyük bir komünist nefreti oluşturmuştu. Meydana geldiğinde gençlerin soğuktan olsa gerek kısık seslerle slogan attığını gördü. Bu mümkün olamazdı. Hemen birinden yardım isteyerek omuzlarına tırmandı. Atakul Astanev, omuzlarında bir halkın geleceğini taşıdığını bilmiyordu ama onun gözlerindeki ateşe
inanmıştı.

Lazzat olanca gücüyle meydana seslendi: “Ey Kazak halkı!” Sesi duyuldu ama yetmedi. Bu sefer bedenindeki tüm güçle haykırdı: “Kazak batırları, dinleyin beni!” Yüzlerce, binlerce insan ona döndü. Şimdi herkes bu küçük kıza bakıyordu. “Ben Lazzat Asanova! Doğdum, büyüdüm, öleceğim; ancak hiçbir zaman Kazak olduğumu unutmadım, unutmayacağım! Atalarım asla boyun eğmedi. Sizler bu zulme karşı nasıl olur da sessiz kalırsınız? Havanın soğuk olması sizi yıldırmasın! Bizler İskitlerin, Sakaların torunlarıyız! Bu topraklar bizim! Cengiz Han’ın soyundan geldik. Cengiz atamız bu toprakları bize köle olalım diye mi emanet etti? Sizlerin her biri bir batırsınız! Daha ne kadar uyuyacaksınız? Sovyetlerin kanımızı emmesine izin vermeyeceğiz! Bu kenelerden kurtulmanın vakti gelmedi mi? Batırların sancaklarını kaldırmasının vakti gelmedi mi? Kazak olduğunuzu ne çabuk unuttunuz! Artık kendiniz olmanın vaktidir! Benim gibi çocukların geleceği için daha gür sesle tepkinizi gösterin! Yaşasın Kazakistan!”

Kalabalıktan, korkunç bir gök gürlemesi gibi hep bir ağızdan “Yaşasın Kazakistan!” sesi yükseldi. Bu öyle bir sesti ki yerin sarsıldığını bile söyleyenler oldu.

Kanla Yazılan Bağımsızlık Çığlığı

Lazzat görevini yapmıştı. Kazak halkının içindeki ruhu harekete geçirmişti. O, çok sevdiği piyanonun notalarına dokunduğu gibi halkın ruhundaki doğru notaları bulmuş, onları uyandırmıştı. Atakul’un omuzlarından indi. Mutluydu. Kalabalık ona saygıyla yol açtı. Lazzat kalabalığın içinde ilerlerken birden gözden kayboldu. Kalabalığın içindeki komünist ajanlar onu kaçırmayı başarmıştı. Günlerce kendisinden haber alınamadı. Ta ki bir metruk evde, bileklerinden asil kanı akmış hâlde bulunana dek… “İntihar” dediler. Ama herkes biliyordu ki onu öldüren sistemin kendisiydi.

Atlar insanları eziyor, silahsız masum halka ateş açılarak bir katliam yapılıyordu. Askerler acımasızca halkın üzerine atlarını ve araçlarını sürüyordu. Birçok genç oracıkta can verdi. Sovyet kaynaklarında “beş altı kişi kazayla öldü” dense de hakikat tam tersiydi. Olayların sonunda bilanço, bine yakın ölü ve binlerce gözaltıydı. Kayrat da tutuklanmıştı. Her ne kadar arkadaşları onu vermek istemese de silah zoruyla ele geçirilmiş ve cezaevine gönderilmişti. O soğuk üç gün boyunca nice canlar yitirilmişti. Hapse giren Kayrat mahkemeye çıkarıldı. Bir polisi öldürmekle suçlandı; önce idama, ardından müebbet hapse mahkûm edildi. İki yıl sonra cansız bedeni cezaevi tuvaletinde bulundu. Resmî makamlar “intihar” dese de herkes onun Sovyet komünistleri tarafından öldürüldüğünü biliyordu.

Nice gencin ve halktan insanın öldürülmesiyle sonuçlanan bu silahsız direniş hareketi, Kazakların bağımsızlık ateşine bir kıvılcım oldu. Jeltoksan; bir ideolojinin değil, bir onurun ayaklanmasıdır. Planı yoktur, lideri yoktur ama hafızası vardır. O hafıza, 1991’de bağımsız Kazakistan’ın temellerini atmıştır. Başkalarının sözleriyle camlara çıkıp tencere çalmadılar.

Batırların Mirası: Özgür Kazakistan

Komünist rejimin baskı ve eziyetlerine karşı, zenginliklerle dolu toprakların kendilerine ait olduğunu haykırdılar. Onların her biri derslerinde başarılı Kazak gençleriydi. Yoklukta, fakirlikte diz çökmediler. Hiçbir zaman her istedikleri önlerine konmadı. Yılların baskılarına ve dayatmalarına karşı dik durdular. Öncelikleri iyi bir gelecek için çalışmak ve idealleri uğruna okumaktı. Her konuda fikirleri vardı ama her fırsatta boş laf üretmediler. Saygılı gençler olarak ülkeleri uğruna canlarını feda ettiler. Kalplerinde, Rus komünistlerin söküp atamadığı imanları vardı. Onlar; ateşin yakamadığı, soğuğun üşütemediği batırların torunlarıydı. Bugün Kazakistan özgür bir ülkeyse, işte bu gençlerin eseridir.

Genç olmak, saygısızca hareket etme özgürlüğü değildir; bilakis sorumluluğun en ağır hâlidir. Empati kurmak kolay değildir, tecrübeyle yoğrulur; lakin vicdanı hür bir genç, şartlar ne olursa olsun düşünceli ve adil kalmayı bilmelidir. Büyüklerine sevgi ve hürmeti unutanlar, yarın büyüdüklerinde bu değerleri talep edecek bir muhatap bulamaz. Tarihini bilmeyen, hafızasını yitirmiş bir beden gibidir; yürür ama nereye gittiğini bilmez, geleceğini de inşa edemez. Kıymetli vaktini saatlerce boş ve anlamsız işlerle heba eden herkes, farkında olmadan zihinsel köleliği kabul etmiştir. Zira üretemeyen her varlık er ya da geç yok olmaya mahkûmdur. Sözler uçar, hevesler söner; ancak kendine, aklına ve şahsiyetine doğru yatırım
yapanlar kalıcı iz bırakır.

Ve artık bilinmelidir ki Türklük, mazide kalmış bir hatıra değil; bugün omuzlara yüklenen ağır bir mesuliyet-i tarihîdir. Gençlik, oyalanmak için verilmiş geçici bir lütuf değil; milletin kaderine müdahale etsin diye bahşedilmiş bir emanet-i ilahîdir. Paranın her şeye hükmettiğini sananlar aldanır; servet diz çöktürür ama aklı, iradeyi ve haysiyeti asla satın alamaz. Hayat göz açıp kapayıncaya dek geçer; vakit inkıza eder, devran kimseyi beklemez. İşte bu yüzden genç olmak; gafletle sürüklenmek değil, ayağa kalkmak, silkelenmek ve kendine gelmektir. Bir yanın Göktanrı’dan gelen kut ile dik duracak, bir yanın imanla sarsılmaz olacaktır. Çünkü aklı hür, vicdanı müstakil, inancı metin olan bir gençlik; ne köle olur ne de zilleti kabullenir. Dün batır olanlar kılıçla iz bıraktı; bugün batır olacak olanlar akıl, ilim ve iradeyle iz bırakacaktır. Unutma: Ömür fanidir, lakin şahsiyet bakidir. Yaşadın mı, yoksa sadece nefes mi aldın; bunu ne takvimler ne de kalabalıklar söyleyecek. Bunu, ardında bıraktığın iz haykıracaktır.

Şimdi karar vaktidir: Ya devranın önünde savrulanlardan olursun ya da devranı yönlendirenlerden. Hayat akıp gider… Geriye ise bıraktığın izler kalır. Gidenlerimizin kutlu tinleri şad, uçmağı Tanrı Dağları’nda Türk budunu olsun.

Öncü Yılgın (Derviş Korkut)

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

  1. Umay Ayzıt dedi ki:

    Jeltoksan bu şekilde rakamlardan çok insan hikâyeleriyle anlatıldığında, tarihin neden unutulmaması gerektiği hatırlatıyor

  2. İskender Alkan dedi ki:

    Jeltoksan İsyanı’nı yalnızca tarihî bir olay olarak değil, onur, kimlik ve sorumluluk bilinci üzerinden okuyan güçlü bir anlatı sunuyor.
    Yazı, okuyucuyu geçmişle yüzleştirirken aynı zamanda bugünün gençliğine hafıza, duruş ve şahsiyet çağrısı yapmasıyla anlamını derinleştiriyor.Tebrik Ederim.

  3. Batıry Sureganov dedi ki:

    Hocam bir Kazak olarak ağlayarak okudum. Bu olayları böyle içten yazan hiç görmemiştim. Allah razı olsun hocam.

  4. Alb. Zeki Demirpençeli dedi ki:

    bunları bize okullarda okutmaları lazım sizin sayenizde okuyup öğreniyoruz neler yaşanmış ama haberimiz yok