Dolar 43,4252
Euro 51,9990
Altın 7.721,28
BİST 13.808,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15°C
Yağmurlu
İstanbul
15°C
Yağmurlu
Cum 12°C
Cts 9°C
Paz 7°C
Pts 7°C

Stalin’in Öldürme Sanatı: Repressia

Eğitmen Araştırmacı Türkolog “Sabır; erdemli adam işidir.”
18 Aralık 2025 20:30 | Son Güncellenme: 29 Aralık 2025 23:27
147
A+
A-

Stalin’in Öldürme Sanatı: Repressia – Vitali, soğuk havaya rağmen elindeki iki patatesi düşürmemeye çalışarak eve gidiyordu. Soğuk rüzgâr kulaklarını kanatmıştı; kan donmuştu ama sızısı hâlâ can yakıyordu. Her adımında Alina’yı düşünüyordu. Karnının doyacağını bildiği için ne kadar mutlu olacağını hayal ediyordu. Fırtınanın içinden bir ses yükseldi:
— Vitali! Vitali! Nereye gidiyorsun?
Bu ses, komünist komiser Sergey Sergiyeviç’in sesiydi.
— Vitali Feyodoroviç! Nereye gidiyorsun, dedim sana?
— Sergey Sergiyeviç… Efendim… Sadece patates. Evime, yemeye götürüyorum.
— Vitali Feyodoroviç! Kimden izin aldın?
— Sergey Sergiyeviç efendim… Ben… Bunun için izin almam mı gerekiyordu?
— Vitali Feyodoroviç! Elindekileri yere bırak. Tutuklusun!

Vitali ne yapacağını şaşırdı. Alina onu bekliyordu ve hamileydi. Ancak kurallar kesindi. Repressiya yürürlükteydi. Şimdi “hayır” derse Sergey Sergiyeviç onun canını alabilirdi. Ve… aldı. Vitali direnmişti. Çünkü o da Komünist Parti üyesiydi ve kuralları biliyordu. Kurallar, Rus olmayan herkes için geçerliydi; o ise bir Rus’tu. Ancak son nefesini verirken şunu anlayacaktı: Repressiya, kuduzların önüne atılan insanlar içindi.

Vaat Edilen Özgürlük ve Kanlı Gerçekler

Bolşevikler, Türkistan halkına kendilerini savunabileceklerini, meclis kurabileceklerini ve kendi kendilerini yönetebileceklerini vaat etmişti. Çar devrilirken onların desteğini bu sözlerle almışlardı. Oysa Rus ve “diğerleri” arasındaki düşmanlığı temel alan Stalinist fikirler, bambaşka bir sonuç doğurdu. Çar’ın ailesi, kızları ve hatta hizmetçileri paramparça edilerek Moskova sokaklarına saçıldı. Bunu Rus halkından çok, “öteki” olarak görülenler yaptı. Çünkü en çok ezilenler onlardı. Sosyalizm, onlara özgürlük vaat ederken en büyük düşmanlık tohumunu da böylece ekmiş oldu. Onlar, ebediyen köle olacakları bir sisteme “evet” demişlerdi. Vitali gibi nice Rus, kendi komiserleri ya da rejim polisleri tarafından öldürüldü. Evleri yakıldı, erzakları talan edildi. Bunları anlamak için Türkistan’daki soydaşlarımızı dinlemek yeterlidir. Daha da mı merak ediyorsun? Teknoloji seni bekliyor…

Stalin’in Öldürme Sanatı: Repressia

Repressiya: Aydın Kıyımı ve Sistemli Açlık

1920’lerin sonu ile 1950’lerin başı arasında Stalin tarafından Sovyet halkına uygulanan bu zalim politikanın adı Repressiya idi. Üç ana bölümden oluşan, katı kurallara sahip bir yönetim sistemi ve doktrindi. Başlangıçta yumuşak görünen bu sistem, zamanla acımasızlığını artırdı; yok ediciye dönüştü. Çocukken solcu abileri dinlerdik. Bazen anlatılanlara özenirdik. Arkadaşlık, dostluk, eşitlik gibi kelimeler kulağımıza hoş gelirdi. Ama işin aslı öyle değildi. Sayıları milyonları bulan aydın ve yazar kesim yok edilmişti. Bunların büyük kısmı Türkistan ve Turan davasına gönül veren, halkını uyanmaya çağıran şairler, yazarlar ve fikir adamlarıydı. Tarihi kahramanlarla dolu Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar ve Azerbaycan Türkleri; başları öne eğilmiş, boyunlarındaki boyunduruğu kabullenmek zorunda bırakılmıştı. Bu dönemde infazlar kadar açlık ve kıtlık da bir silah olarak kullanıldı.

1932–1933 yıllarında Ukrayna SSC’de yaşanan Holodomor sırasında 3 ila 7 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Bazı kaynaklar daha yüksek rakamlar verse de bilim insanları, 1930’lu yıllarda birkaç milyondan fazla insanın öldüğü konusunda hemfikirdir. Haziran 1933’te her gün 34 bin, her saat 1.440, her dakika 24 kişi ölüyordu. Bu, Çarlık sonrası Bolşeviklere direnen Ukraynalı çiftçilerin Stalin kurallarıyla sistemli biçimde yok edilmesiydi. Köylülerin topraklarına, mallarına ve emeklerine el konuldu. Bu bir diz çöktürme hareketiydi! Bugün Zelenskiy denen kişinin ABD’ye verdiği o verimli topraklar için ölenlerin ruhları huzurlu mu? Asla!

İnsanlığın Bittiği Nokta: Hayatta Kalma Mücadelesi

Daria açlıktan bayılmış, Kiril ise ağlıyordu. Anna bir karar vermek zorundaydı. Açlıktan donarak ölen ağabeylerini ya yiyeceklerdi ya da öleceklerdi. O sadece iki küçük kardeşi için endişeleniyordu. Hayatı boyunca unutamayacağı o anı yaşayarak ağabeyinin bedeninden bir parça et kopardı. Sobaya doğru yürüdü; yanıyordu. Odun vardı ama yenmiyordu! Eti sobada pişirdi ve kardeşleriyle birlikte yediler. Ağabeyleri, son görevini kardeşlerinin hayatını kurtararak yapmıştı. Az ilerideki evde Mişa ağlıyordu. Vika çaresizlik içinde ne yapacağını düşünüyordu. “Dayanabilir miyim?” dedi kendine. Eğer dayanamazsa Mişa ölecekti. Önce sağ baldırına dışarıdan getirdiği buzu sardı. Uyuşmasını bekledi. Sonra bir bıçakla kendi etinden parçalar kesti. Sobada pişirdi ve küçük oğluna yedirdi. Mişa doymuştu. Bir anne yine evladı için kendini feda ediyordu.

Kolektivizasyon Yalanı ve Mülksüzleştirme

Nice buna benzer kötü anılarla doludur o topraklar. Ve daha nicelerini sessizce saklar. Rejimin uyguladığı bu işkencelerin açığa çıkması ancak yirminci yüzyılın sonlarını bulmuştur. Sözde adına dekulakizasyon dedikleri bu sistem; mülklerin ve toprağın müsaderesini, köylülerin ise zorla tahliye edilmesini öngörüyordu. Bu uygulama, milyonlarca insanın Sovyetlerin Batı ve Kuzey bölgelerine sürgün edilmesine yol açtı. Ardından komünistler tam kapsamlı kolektivizasyona geçti. Bağımsız ve özel çiftlikler, kolhoz adı verilen devlet kamu çiftliklerine dönüştürülmeye zorlandı. Bu çiftliklerde çalışan insanlar, emeklerinin karşılığını göremiyordu. Ürettikleri kendilerine ait değildi; alın terleri başkalarının refahını besliyordu. Bizim ülkemizde ise bütün bu yaşananlar sanki pembe bir rüyaymış gibi anlatıldı. Nice genç bu yalanların peşine takıldı ve hayatını kaybetti. Geride yalnızca acılı insanlar kaldı. Gerçekler gün yüzüne çıkmaya başladıkça Sovyet rejimine duyulan ilgi de hızla azaldı. Dikkatle bakıldığında görülen şuydu: Halkın eşitlenmesi ve refahı için değil, komünist sistemin bütün ipleri eline alması sağlanmıştı. Halkçı gibi görünenler refah içinde yaşarken, halk için yapıldığı söylenen sistem onları acımasız biçimde eziyordu. İsimlerini andığım ve anacağım nice Turan soylu Türkistan aydını da işte bu dönemlerde yok edildi. Tekrara düşeceğim ama niceleri şehit edilip yeniden kurşuna dizildi! Kovrov’un satırlarıyla bitirelim: “Savunmasız insanlar işkence dolu bir cehennemde bitkin düşmüş durumda. Herkes ölçüsüzce aç, çıldırmış hâlde. Çocukların gözlerinde sonsuz bir yalvarış var. Zayıf çocuklar bir parça taze ekmek için yalvarıyor. Açlıktan kırılan annelerin gözlerinden yaşlar akıyor. Çocukların açlığı, annelerin acısından daha büyük. Aç çocuklar yetersiz beslenmeden ölüyor. İnsanlar çaresizlik içinde çocuk cesetlerini yiyorlar…”

Ey Türk İstikbalinin Evladı: Hafıza ve Uyanış

Ey şanlı ve şerefli Türk istikbalinin evladı! Yalanların etrafını sarmasına izin verme. Hakikati ara, gerçeği öğren ve bilge ol. Eğer cehaletin ellerine düşersen sonun bir kar tanesi gibi erimek olur. Anlatıldı mı sana bebeğini yiyen anneler? Hiç duydun mu, çocuklarının gözleri önünde öldürülen babaları? Masumların gözyaşına bulanmış bir şafak olur mu? Kızılmış… Kızıl doğdu. Kızıllığını veren halkın kanıydı; aç gözünü ey Türk oğlu! Güttüğün ama aynı zamanda güdüldüğün davada son noktaya varabildin mi? Yaşadığın toprağı savun. Sev. Bağlı kal. Bak, Anadolu’da çocuklar bir gülüşe muhtaç. Kendi evladına sarıl. Bilmediğin yollara koşma. Her zaman kendi halkın, milletin ve vatanın için koş… Bu anlatılanlar geçmişte kalmış masallar değildir. Toprağın hafızası vardır; kanı, açlığı ve ihaneti unutmaz. Repressiya yalnızca bir dönem adı değil, insanın insana reva gördüğü en çıplak zulmün adıdır. Bugün susulan her hakikat, yarın daha ağır bir bedel olarak geri döner. Tarih, unutanları değil; hatırlayanları ve direnenleri yazar.

Sonsöz: Başkalarının Ütopyasında Figüran Olma

Unutma! Bir millet yalnızca silahla değil, hafızasıyla ayakta kalır. Hafızasını kaybedenler, başkalarının yazdığı kaderi yaşar. O yüzden sor, oku, şüphe et. Sana sunulan her parlak vaadin arkasına bak. Eşitlik diyenin sofrasına, adalet diyenin ellerine dikkat et. Çünkü zulüm çoğu zaman en güzel kelimelerle gelir. Bugün sana düşen büyük bir kahramanlık değildir. Sana düşen, yanlışla arana mesafe koymak ve hakikatin tarafında durmaktır. Neden köle olasın ki? Kendi toprağını sev, kendi halkını koru, kendi çocuğunun yarınını düşün. Başkalarının ütopyasında figüran olma! Şunu aklından çıkarma: Bir insanı susturabilirsin, bir bedeni kırabilirsin… Ama uyanmış bir milleti asla! Koy kendini yiten bu insanların yerine ve düşün: Sen yapabilir misin bunları? Öz bebeğini yer misin? Ne yaptın ki sana emir veren, öz kardeşini yedirtecek kadar baskı kursun üstünde? Empati kur, dostum. Eğer kalbinin bir yerinde sızlıyorsa o nokta, işte sen artık hazırsın bu yolda. Acıları paylaş ama dert taşı olma. Olma ki taşlaşmasın yüreğin. Taş yürek ne eylesin cihana? Güven kendine; kendini yitirme

Öncü Yılgın

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

  1. Fatma Tatlı dedi ki:

    Okudukça insanın kanı donuyor. Anlatılanlar geçmiş değil, unutulursa tekrar edebilecek şeyler…