Yerelden beslenme ve mahalle kültürüne dönüş: Bakkalın tezgahından mahalleye bakmak
Yerelden beslenme ve mahalle kültürüne dönüş, son yıllarda sadece bir trend değil, özellikle zincir marketler ve AVM’lerin gölgesinde kalan mahalle esnafını yeniden hatırlatan güçlü bir toplumsal refleks hâline geldi. Eski bir bakkalın oğlu olarak bu konuyu yazarken, raflarda dizili ürünlerden çok, o rafların arasından geçen insanların hikâyelerini, veresiye defterine yazılan borçtan önce duyulan güveni ve “tanıdığı yerden almak” duygusunun mahalle hayatını nasıl ayakta tuttuğunu yeniden düşünme fırsatı buluyorum.
Zincirler, AVM’ler ve kaybolan selam
Uzun yıllar boyunca hayatımız “büyük”lere kaydı: Büyük marketler, büyük AVM’ler, büyük markalar… Rafları dolu, kampanyaları bol, ışıkları parlaktı; ama kasada kim olduğunun önemi yoktu. Sabah gittiğiniz kasiyerle akşam karşılaştığınız aynı kişi miydi, bilmezdiniz. “Nasılsın?” sorusu sistemin parçasıydı, samimiyetin değil.

Mahalle bakkalında ise her şey fazlasıyla kişiseldi.
- Bugün yüzünüz asıksa fark edilir, “Hayırdır?” sorusu gerçekten sorulurdu.
- Çocuğunuzun hangi çikolatayı sevdiğini, evde kimin şekersiz çay içtiğini, hangi evde kaç kişi yaşadığını bilirdi bakkal.
Zincir marketler işimizi kolaylaştırırken, aradan selamı, hatır sormayı, veresiye defterinin yanındaki güven duygusunu sessizce alıp götürdü.
Yerelden beslenmeye dönüş: Neden şimdi?
Peki insanlar neden yeniden mahalle esnafına, üretici pazarlarına, yerel ürünlere yönelmeye başladı? Birkaç önemli sebebi var:
- Güven duygusu: Tanıdığın kişiden alışveriş yapmanın verdiği iç rahatlığı. Yediğinin nereden geldiğini sormak, cevabını yüz yüze almak.
- Tazelik ve izlenebilirlik: Üretici pazarlarında, köylü pazarlarında ürünün kimin tarlasından çıktığını, hangi bölgede yetiştiğini bilme imkânı.
- Ekonomik ve etik hassasiyet: “Param büyük bir anonim yapıya değil, küçük bir işletmeye, bir aileye gitsin” düşüncesinin güçlenmesi.
Özellikle gıda konusunda, büyük markaların ve zincirlerin rehavetine karşı “Benim semtimin peynircisi, benim mahallenin fırını, bizim bakkal” demek, hem duygusal hem de bilinçli bir tercih hâline geliyor.
Tanıdığı yerden almak: Sadece alışveriş değil, ilişki
Eskiden bakkal dükkânında sabah ilk yapılan iş, çay ocağından çayı söylemekti. Raf düzeni kadar, kapı önündeki sandalye düzeni de önemliydi. Çünkü o sandalyeye oturan komşu, müşteri olmaktan çok, hikâye anlatan, dertleşen, haber taşıyan biriydi.
Bugün “tanıdığı yerden almak” isteği, aslında birkaç şeyi aynı anda anlatıyor:
- Fiyatı pazarlık edemesek bile, en azından niyetini bildiğimiz insanlara destek olma arzusu.
- “Yan sokaktaki fırın ayakta kalsın, köşe başındaki manav kapanmasın, şu bakkalın ışığı sönmesin” kaygısı.
- Belirsizlik arttıkça, yüzünü bildiğin insanlarla kurduğun küçük ama sağlam bağların daha kıymetli hale gelmesi.
Eski bir bakkalın oğlu olarak şunu çok net görüyorum: İnsanlar, market arabasını raflar arasında sürerken kaybettikleri “göz teması”nın peşine düştü aslında.
Mahalle kültürü: Her ürünün bir hikâyesi var
Mahalle esnafı, sadece ürün satmaz; ürünün hikâyesini de verir.

- “Bu yumurta filanca köyden geldi, adam tavuklarına hazır yem yedirmiyor.”
- “Bu zeytinin tuzu az, şu peynir az yağlı, geçen sefer beğendiğin sucuktan da ayırdım.”
Bu cümleler, aslında küçük yerel tedarik zincirlerinin, yıllara yayılan güven ilişkilerinin bir yansıması. Bir bakkal dükkânının kapısından içeri girdiğinizde, raflara dizili ürünler kadar, yılların alışveriş hikâyeleri de dizili durur.
Bugün “yerelden beslenme” trendi konuşuluyor ama birçok mahallede bu, zaten hiç bitmemiş bir kültür olarak sessizce devam etti. Sadece şimdi daha çok farkına varıyoruz.
Küçük işletmeleri desteklemek: Duygusal değil, stratejik bir tercih
Küçük esnafa destek olmak bazen romantik bir cümle gibi anlatılıyor ama aslında son derece gerçekçi ve stratejik bir tarafı var:
- Mahallede bir bakkal, bir manav, bir fırın olması, o mahallenin güvenlik, hareketlilik ve dayanışma seviyesini de yükseltir.
- Kriz dönemlerinde, tedarik zincirleri zorlandığında, büyük oyuncuların yanında ayakta kalabilen küçük noktalar, semtin nefes almasını sağlar.
- Yerelde harcanan para, daha çok yerelde kalır; yani verdiğiniz her destek, dolaylı yoldan kendi yaşam alanınıza yatırım olur.
Bir bakkal dükkânının ışığı yandığı sürece, o sokakta gece yürürken kendinizi daha güvende hissedersiniz. Bu, rakamla ölçülmeyen ama çok somut bir değerdir.
Bugün ne yapabiliriz?
Bu yazıyı okuyan biri olarak, hayat tarzınızı tamamen değiştirmeniz gerekmiyor. Zincir marketler de, online alışveriş de hayatımızın bir gerçeği. Ama küçük adımlarla mahalle kültürünü güçlendirmek mümkün:
- Haftalık alışverişin bir kısmını mutlaka mahallenin bakkalından, manavından, fırınından yapmak.
- Ayda bir gün üretici pazarına gidip, en az birkaç temel ürünü doğrudan üreticiden almak.
- Esnafla iki kelime fazla konuşup, sadece fiyat değil, ürünün hikâyesini de sormak.
- Çevrenizde kapanmaya yaklaşan küçük işletmeler varsa, en azından destek olmak için deneyip çevrenize önermek.
Eski bir bakkalın oğlu olarak içimden geçen şu: Raflara dönen sadece ürünler olmasın, mahallelere dönen selamlar, sohbetler, güven duygusu da olsun. Yerelden beslenme ve mahalle kültürüne dönüş, nostalji yapmak için değil; daha dayanıklı, daha insani bir gelecek kurmak için elimizdeki en güçlü, en gerçekçi yollardan biri.