Dolar 43,4252
Euro 51,9990
Altın 7.721,28
BİST 13.808,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15°C
Yağmurlu
İstanbul
15°C
Yağmurlu
Cum 12°C
Cts 9°C
Paz 7°C
Pts 7°C

Ahmed Cevad – Aydınlık Yolda Dizilen Tılsımlı Dizelerin Sahibi

Eğitmen Araştırmacı Türkolog “Sabır; erdemli adam işidir.”
10 Ocak 2026 20:30 | Son Güncellenme: 10 Ocak 2026 15:05
155
A+
A-

Ahmed Cevad – Aydınlık Yolda Dizilen Tılsımlı Dizelerin Sahibi – Akhund Efendi sabah gün ağarmadan uyandı. Çocuklarını gözledi. “Allah’ım, evlatlarıma hayırlı ömürler nasip eyle…” dedikten sonra usulca onları uyandırdı. Abdest alıp sabah namazına durma vaktiydi. Ahmed her zaman ilk uyanan ve ilk hazırlanan olurdu.

Babasınıçok sever, onun gözüne girmek için hep ilk olmaya çalışırdı. Babaları imamlık yapar, evdekiler de ona uyardı. Namaz sonrası kısa bir vaaz verir; çocuklara hayatı, doğruluğu ve iyi ahlakı anlatır, öğütlerde bulunurdu. En çok da vatan sevgisinden bahsederdi. Çocuklar size bir sualim olacak dedi. “Damsız ev olur mu? Ya kapısız? Ay balam, sen söyle bakalım; bunlar yoksa ne olur?”

Ahmed Cevad


Ahmed cevap verdi: “Damsız ev bayraksız vatandır, ata. Kapısız da atasız yurt gibidir. Bunlar olmazsa ne vatan kalır ne yurt. Her zaman atamıza ve vatanımıza sahip çıkmalıyız.”. Babası eşitliği gözetirdi; bu yüzden Ahmed’e başıyla aferin demekle yetindi.

Ahmed, Arapça ve Farsça öğrenmiş; birçok Kur’an suresini ezberden okur, sakin ama ormanı yerinden oynatan bir aslan gibi emin tok sesle bu sureleri kardeşlerine de öğretirdi. Babası vefat edince anası ve ardeşleriyle birlikte Genceye taşındılar. Eğitiminden geri kalmasının sebebi, ailesine bakmakla yükümlü olmasıydı. Üzgündü ama ailesine baktığı için de gururluydu. Genç bir adam olduğunda ise Türkiye’den gelen âlimlerin derslerine katılma fırsatı buldu; şiirini ve kalemini daha da ileriye taşıdı. Zamanla kalemi, bir kılıç değil; kuşkanadı hafifliğinde ama ucu keskin hâl aldı. Türkçe konuşmayı ve Türkçeyi savunan; genç ama kalemi olgun bir sanatçı oldu.

Balkan Savaşı ve Gönüllü Mücadele

“Yazıyor… yazıyorrrrr…” Kaldırımdaki kış karıncalarına ekmek kırıntısı verirken bu sesi duydu: “Osmanlı, Balkanlarda savaşa girdi… yazıyorrrr…” Tüyleri diken diken oldu. Kalbi, anlam veremediği bir heyecanla titredi; sanki durdu, sonra yeniden çalıştı. Gözlerini karıncalardan alamıyordu. Başında uğultulu bir ağırlık hissetti; elleri uyuşmuş, gözleri nemlenmişti. Zihni ilk defa bu denli hızlı çalışıyor, ama ne yapacağını bilemiyordu. İçindeki coşku, zihninde bir sinema perdesi oluşturmuştu. O perdeye yansıyan isimleri kısık sesle tekrar ediyordu: “Mete Han, Attila, Bumin Kağan, Kutluk Bilge Kağan, Bilge Kül Kadir Han, Alp Tegin, Selçuk Bey, Muhammed Harzemşah, Batu Han, Timur Han, Babür Şah…”
“Evet,” dedi.
“Evet… Bir Türk olarak kahraman olma zamanı geldi!”

Kalabalığın içinden yükselen haykırış: “Türk’ün düğünüdür bu ey millet! Sonunda güzel bir ölüm bizi bekler!” diyordu. Bu, Ahmed Cevad’ın haykırışıydı. İnsanlar soğuk bakışlarla onu süzdüler; neden böyle davrandığını anlayamadıkları için yürümeye devam ettiler. Ahmed Cevad ise sevinç naraları atarak, bir yılkı gibi dörtnala meydana doğru koşmaya başladı…


Karanlık çömüş, göz gözü görmeyecek kadar sis çökmüştü. “Yürüyelim arkadaşlar. Gavurlar ha geldi ha gelecekler. Sonra delik deşik ederler bizi.” dedi arkadaşlarına.
— Ahmed, bunlar da Türk değil mi?
— “Elbet Türk olanları da var; ama köklerini unutmuşlar. Kara adam görünce deliriyorlar, sanki kara adam onlara bir şey yapmış gibi…”. Gülüştüler. Bu gülüşlerde ne acı vardı, ne keder, ne gam… Onlar Kafkas Gönüllü Ordusu’nun genç savaşçılarıydı. Osmanlı ordusuna destek vermek için Azerbaycan’dan yola çıkmışlardı.

Sadece Azerbaycan’dan gelenler yoktu:
Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tataristan, Kırım, Güney Azerbaycan, Başkurtistan,
Balkar, Karaçay, Türkmenistan, Nogay, Kumuk, Hakas, Uygur, Karay, Saha (Yakut), Tuva,
Halaç, Salar ve daha nice Türk-Tatar boylarından kimi onar, kimi yüzler hâlinde Osmanlı’ya
yardıma gelmişti.

Bu coşkuyu Ahmed Cevad şöyle anlatır: “Bir yanım Kırgız, bir yanım Tatar. Karşımda Özbek ile Nogay; sağımda Saha ile Tuva, solumda nice Türk evladı. Bir dilim Kıpçak, bir dilim Karluk. Geriden gelen sestir Sibir, Bulgar. Titriyor yer gök ey şanlı Kut Türk.”. Farklı lehçeler konuşuluyordu ama ortak dil Türkçeydi. Biraz dikkatli dinleyince herkes birbirini anlıyor, hatta şaklar bile yapıyorlardı. Bazen güreş tutanlar olurdu. Aralarına Osmanlı ordusundan askerler de katılır, bazı zamanlar Paşalar davet edilir ve kazanlara ödüller
verilirdi. “Güle oynaya ölüme giden Allah’ın askeri Türklerden başka kim olacaktı ki?” derdi içinden. O, dâvasının Kut olduğunu orada anlamıştı. “Kut, Türk’ün; Kut’lu Türk’ün!”. “İyi ki buradayım,” derdi kendi kendine. “İyi ki burdayım…”

Cephede Kardeşlik ve Dönüş

Osmanlı ordusu hücuma kalktığında Kafkas Ordusu da yanlarındaydı. El ele kardeşleriyle şehit olmak için hücum ederlerdi. Düşenler şehit, kalanlar gazi… Yine Türkler ovalara inmiş, Osmanlı ordusuyla beraber cenk ediyorlardı. Bir gün mevziler arasında gezerken gelen iniltiyi duydu. Sesi takip ettiğinde, üzerinde birkaç ölü beden bulunan ağır yaralı Bulgar askeriyle karşılaştı. Asker ondan yardım istedi. Sadece “Su…” diyebildi. Ahmed Cevad matarasından ona su verdi. Şimdi ise yaralı askerin başı kolundaydı.

Ahmet Cevad

Şiirleri, Cumhuriyet Dönemi ve Şehadeti

“Ben… ben Anatoli,” dedi Bulgar asker. Kısık sesi acısının derinliğini anlatıyordu. Birden Ahmed Cevad’ın kolunu sımsıkı tutup gözlerine bakarak: “Affet beni kardeşim… Sizin de Türk olduğunuzu bilmezdim. Selam olsun size… Affedin beni… Bismill…”. Bunlar son sözleri oldu. Oracıkta can verdi. Ahmed Cevad kendine geldiğinde, arkadaşlarının yaktığı ateşin başındaydı. Uzakta yükselen gülüşleri duyunca birden ayağa fırladı:
“Efendiler, ey Türk evlatları! Karşımızdaki düşman diye bellediğimiz, gâvur’un önümüze sürdüğü Türk çocuklarıdır. Siz gülerken onlar süngülerimizin altında can verir. Şimdi gülme vakti değildir. Kardeşin kardeşi öldürdüğü bu düzende, şehitlerimize dua etme vaktidir!”. Başlar öne eğildi. Derin bir sessizlik oldu. O gece ateşlerin başında şaka yapılmadı, hikâyeler anlatılmadı.

Geri döndüğünde cebindeki anılarını, kaleme aldığı birçok eserinde anlattı. O, Osmanlı’ya; Türk halklarına ve boylarına yüce bir aşkla bağlanmıştı. Mehmed Emin Resulzade, gazetede yazılar yazabilmesi için ona imkân sağladı. Rusların özellikle Kafkaslar üzerine yürüyüşü ve enerji kaynaklarını ele geçirme arzusu, o dönemde birçok şehit verilmesine sebep olmuştu. Dönemin Ermeni milisleri de Rus ordusuna ait kıyafet giyerek Türk şehirlerine baskınlar düzenlemiş, yüzlerce insanı acımadan katletmişti. Toprak kızıl bir renk almış, üzerine düşen ayın gözyaşları ise toprağa karışmıştı.

Unutmamak gerekir ki bu saldırıların en yakın tarihlisi, Kara Ocak – Qara Yanvar olarak anılan; 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gecede yaşanmıştır. Çoğunluğunu gönüllü Ermeni cuntacıların oluşturduğu Sovyet güçleri, Bakü’ye tanklar, toplar ve ağır silahlarla girerek halkı katletmiştir. Tarih bu acılı günü ve yaşananları asla unutmamıştır ve unutulmamalıdır. Ahmed Cevad, yine aynı dönemlerde Kafkaslarda Gürcülerle yapılan Müslüman Gürcü savaşlarında en ön saflarda yer almıştır. Bunu gazetelerde yayımlanan makalelerinden anlıyoruz. Ayrıca Batum’da Türk ve Müslüman çocuklarına eğitim verdiği de bilinmektedir. Yine aynı dönem içinde birçok yardım kuruluşu kurarak Türk ve Müslüman çocuklara, ailelerine yardımlar da bulunmasını sağlamış, yardımların arması için çalışmalarda bulunmuştur.

Tahta evin penceresine doğru yürüdü. Karşıda Kepez Dağları’na bakarken, dağın tepesinin deniz dalgasına benzediğini düşündü. Coşkun bir denizin dalgası gibi… dedi içinden.
Sanki Karadeniz gibi… Hamidiye… Çırpınırdı Karadeniz… Kafkaslara özgürlük gelecek…
Hamidiye’den askerler dağları aşıp gelecek…diye düşünüyordu ki arkasını döndü, masasına yavaşça oturdu. Elleri birleşmiş, başı önde; gözleri ufuktaki Kepez Dağı’nın zirvesindeydi.
“Ah…” dedi. “Ah, keşke bir daha Türk sancağı Kafkas Dağları’nı aşıp Bakü’ye gelse… Gelse de bu Oğuz halkı güzel gün görse…”. Sonra birkaç satır yazdı… Birkaç satır daha… Odanın içinde gezip mırıldanıyordu. Dağın zirvesine bakıyor sonra tekrar geri dönüp oturuyor, birkaç kelime, birkaç satır yazıyordu. Derken şiirini tamamlamıştı.

“Çırpınırdın Qaradəniz
Baxıb Türkün bayrağına

Ah, ölmədən bir görsəydim
Düşə bilsəm torpağına”

Gözyaşları içinde Balkan Savaşı’nda yaşadıklarını düşünürken şiirini yüksek sesle okumaya başladı. Tekrar ve tekrar okudu… Dışarıda gök yarılmış, yağmur bir nehir gibi toprağa akıyordu. O ise Balkan Savaşı’ndaki Anatoli’yi hatırlamış, kahroluşun çığlıklarını atarak şiirini okuyordu. Sesi kısıldı. Bitap düştü. Öyle ki bir gören olsa onun kalbinin söküldüğünü sanacak kadar bitap…

“Kardeşlerim!” diye haykırdı ve yere yığıldı.
“Kardeşlerim… Kardeşlerim… Asıl siz bizi affedin ki biz size sahip çıkamadık!”

Ahmed Cevad, olgunluk dönemlerinde kurulan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nde; millî birlik ve beraberlik fikirleriyle hazırlanan birçok kanunda imzası bulunan isimlerden biri oldu. Bu dönemde olgunlaşan fikirleri yazılarına ve şiirlerine de yansıdı; özellikle Türk – İslam birliği hususunda insanları bir araya getirmek için büyük çaba sarf etti. Kurduğu birçok hayır kurumu ve yetimler için açtığı okullarla halka öncülük etti. O, her yaptığı işinde birlik olmak için çaba sarf ediyor, Türkçe’nin dil birliği olması için uğraşıyordu. Biliyordu ki Dil ve iş birlik olursa fikirler de birleşir.

1918’de Enver Paşa liderliğinde kurulan ve Bakü’yü Ermeni Taşnak çetelerinden kurtaran Kafkas İslam Ordusu için yazdığı dizeler, şehrin anıtlarına nakşedildi:

“Kalk, kalk sarmaşıklı mezar altından
Gelmiş ziyarete kızlar, gelinler.
Ey kervan geçidi yollar üstünde
Her gelen yolcuya yol soran asker.”

Eserlerinde Türk-İslam ülküsü yolunda nice mesajlar verdi. Bu durumdan dolayı 1920’den sonra Rus Sovyet komünist güçleri, ona ve ailesine ağır zulümlerde bulunmuştur. O, Ülkede ölüm tehdidi alan birçok aydının kaçmasına yardımcı oldu. Ancak bu faaliyetleri Sovyetlerin gözünden kaçmadı. Asılsız evraklarla onu devrime karşı çıkan bir “karşı devrimci” ilan ederek defalarca hapse attılar; ailesine ise zindan mahkûmiyeti uyguladılar. 1937’de Stalin’in Repressiya kanunları kapsamında, diğer Türkistan aydınları gibi hücrede emsalsiz işkencelere maruz kaldı. Savunma hakkı tanınmadan, katılmadığı bir mahkemede yargılanarak idama mahkûm edildi. İnfazı, dönemin cezaevi komutanı Ararat Erokisyan adlı gaddar bir Ermeni subay tarafından uygulandı. O gün geldiğinde Erokisyan ateş emrini verdi; ancak askerlerin “doğru ateş etmediğini” söyleyerek can çekişen Ahmed Cevad’ı yerden kaldırıp sanki hedef tahtası gibi yeniden duvara dayadılar. Tekrar ateş emrini verdi. Bu kez de tüfeklerin sesini beğenmediğini bahane ederek, şehit olan Ahmed Cevad’ın bedenini duvardaki çivilere astırıp infazı yineletti. Her seferinde bir bahane buluyordu. Sekiz ya da dokuz tekrarın ardından, Ahmed Cevad’ın bedenindeki uzuvların kopması ve parçalanması sebebiyle infazı durdurdu. Askerler, Ahmed Cevad’ın bedeninden geriye kalanları bir çuvala koyarak boş bir alana attılar. Onun naaşını oradan alıp gizlice defnedenler ise yine Azerbaycan Türk milliyetçisi dostları oldu.

Nice gidenler de böyle gitmedi mi? Gittiler ve her biri bizi gözlemektedirler. Onların yaşadıkları hayatı öğrenmek boyun borcumuzdur. Eğer ki bu borç boynumuzda ise bizlere öğretecek olanlar ise öğretmenlerimizdir. Öğretmenleri iyi olan halklar her zaman iyi nesiller yetiştirir. İyi nesiller iyi gelecek demektir. Bu hafızayı diri tutacak olanlar ise, sadece tarihçiler değil; nesilleri yoğuran öğretmenlerdir:

“Arkadaşlar, yeni Türkiye’nin birkaç yıla sığdırdığı askerî, siyasî, idarî inkılâplar sizin, saygıdeğer öğretmenler, sosyal ve fikrî inkılâptaki başarılarınızla desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki Cumhuriyet, sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

Mualimler Birliği Kongresi üyelerine, Millî Eğitim Bakanı Vasıf Çınar tarafından Şehir Lokantasında verilen çay ziyafetinde söylenmiştir.
Hâkimiyet-i Milliye, 26.08.1924

Öncü YILGIN (Derviş Korkut)

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

  1. İskender Alkan dedi ki:

    Ahmed Cevad’ın hayatını tarihsel bilinç ve güçlü bir edebî duyarlılıkla harmanlayarak etkileyici bir anlatı sunuyor. Duygu, ideal ve şiir dili dengeli biçimde iç içe geçirilmiş; özellikle Türk dünyası vurgusu metne derinlik katmış. Akıcı üslubu ve güçlü sahneleriyle hem bilgilendirici hem de ilham verici bir çalışma. Tebrik ederim.

  2. İbrahim dedi ki:

    Eline yüreğine sağlık
    Öncü bey

  3. Ayzıt dedi ki:

    Okurken insanın boğazı düğümleniyor. Bir an geliyor, savaş bitiyor ve geriye sadece kırılmış kardeşlikler kalıyor.