2025 Türkiye Toplumsal Gündemi: Acının Gölgesinde Dayanışmayı, Kırılganlığın İçinde Umudu Hatırlamak
2025 Türkiye toplumsal gündemi, bazı yılların sadece takvimde değil, insanların ruhunda da iz bıraktığını bir kez daha gösterdi. Bazı yıllar vardır; takvim yaprakları ilerler ama ülke olarak aynı duygunun içinde sıkışıp kalırız. 2025, Türkiye için tam da böyle bir yıldı. Ne sadece karanlıktı ne de iyimser bir tablo çiziyordu. Bir yanda ihmallerin, felaketlerin ve kayıpların bıraktığı ağır izler; diğer yanda insanın insana tutunma gücü, küçük ama anlamlı güzellikler vardı.
Bu yıl, bize hayatın tek renkten ibaret olmadığını bir kez daha hatırlattı.

Ocak: Bir Yangınla Başlayan Yıl
Yılın ilk günleri, Bolu Kartalkaya’daki otel yangınıyla sarsıldı. Bir tatil beldesinde, güvenli olduğu varsayılan bir mekânda onlarca insan hayatını kaybetti. Bu olay, sadece bir yangın değil; “önlenebilir acılar” gerçeğiyle yüzleşme anıydı.
Ama aynı günlerde başka bir şey daha oldu: Tanımadığımız insanlar birbirine battaniye taşıdı, kan vermek için kuyruklar oluştu, gönüllüler ailelerin yanında sessizce durdu. 2025’in ilk dersi şuydu: Acı büyük olabilir ama dayanışma refleksi hâlâ canlıydı.
Şubat: Kırılgan Bir Toplum, Güçlü Bir Vicdan
Ahmet Minguzzi’nin öldürülmesi, yılın en sarsıcı olaylarından biri olarak hafızalara kazındı. Bir çocuğun hayatının bu kadar kolay sönebiliyor olması, toplumun vicdanında derin bir çatlak yarattı.
Ancak bu olay “sıradan bir haber” gibi geçmedi. İnsanlar sustu, düşündü, tepki verdi. Kent güvenliği, çocukların korunması, şiddetin normalleşmesi gibi konular ilk kez bu kadar geniş bir kesimin ortak meselesi hâline geldi. Bu da gösterdi ki toplum hâlâ bazı kırmızı çizgilere sahip.
İlkbahar: Depremle Hatırlanan Gerçeklik
Nisan ayında Marmara’da hissedilen deprem, korkutucuydu ama öğreticiydi. Kimse “bize bir şey olmaz” diyemedi. Deprem çantaları hazırlandı, toplanma alanları konuşuldu, komşular birbirini yokladı.
Ve belki de en kıymetlisi şuydu: İnsanlar ilk kez sadece devletten değil, kendilerinden de sorumluluk beklemeye başladı.

Yaz: Yangınlar ve İklimle Yüzleşme
Yaz ayları, orman yangınlarıyla ağır geçti. Yanan sadece ağaçlar değildi; hayvanlar, evler, anılar da bu yangınların içinde kayboldu.
Ama bu yaz, aynı zamanda iklim meselesinin ilk kez bu kadar “sahici” hissedildiği bir dönem oldu. Gönüllü ekipler çoğaldı, bağış kampanyaları büyüdü, gençler sahaya indi. Belki yangınları durduramadık ama duyarsız kalmadık.
Güz: Yeniden Kurulan Hayat
Sonbaharla birlikte okullar açıldı, hayat bir şekilde devam etti. Güvenlik tartışmaları, servis kazaları, iş kazaları gündeme geldi ama bunların yanında başka şeyler de vardı:
- Uluslararası spor organizasyonlarında gençlerin başarıları
- Engelli sporcuların sahadaki mücadelesi
- Küçük şehirlerde yapılan kültür-sanat etkinlikleri
- Sosyal medyada büyüyen dayanışma kampanyaları
2025 bize şunu gösterdi: İyi haberler manşet olmuyor ama var olmaya devam ediyor.

Yılın Sonuna Gelirken: Ne Öğrendik?
2025, Türkiye’ye büyük vaatler sunmadı. Ama önemli gerçekleri açıkça gösterdi:
- Güvenli sandığımız alanlar her zaman güvenli değil
- Doğa artık uyarı değil, sonuç üretiyor
- Şiddet münferit değil, yapısal
- Ama toplum hâlâ tepki verme, sahip çıkma ve birlikte iyileşme kapasitesine sahip
Bu yıl bize “mükemmel” bir tablo bırakmadı. Fakat insan olmanın hâlâ güçlü bir anlamı olduğunu hatırlattı.
Son Söz
2025, ne sadece kayıpların yılıydı ne de umut masallarıyla anlatılacak bir dönem. Bu yıl, Türkiye’nin aynaya bakıp kendini olduğu gibi gördüğü bir yıldı: Yorgun, kırılgan, öfkeli ama hâlâ vicdanlı ve hâlâ birlikte hareket edebilen.
Belki de en gerçekçi kazanım buydu.