Oğuzların Kayıp Sesi: 9–10. Yüzyıldan Kültöbe Yazıtı Ortaya Çıktı
Türk tarihinin karanlıkta kalan sayfalarından birine yeni bir ışık düştü: Kazakistan’daki Kültöbe yerleşiminde, Oğuz Türklerine ait olduğu değerlendirilen 9–10. yüzyıl tarihli bir taş yazıt keşfedildi. Erken Oğuz tarihi ve Eski Türk runik yazısı (Göktürk alfabesi) açısından oldukça önemli görülen bu bulgu, Oğuzların sadece sözlü kültüre değil, yazılı bir geleneğe de sahip olduğu yönündeki tartışmaları güçlendiriyor.

Yazıtın hikâyesi: Kaçak kazıdan okul müzesine
Kültöbe Yazıtı, günümüzde Kazakistan’ın Türkistan bölgesine bağlı Orañğay köyünde, tarihsel olarak Oğuz yerleşimi kabul edilen Kültöbe sahasında ortaya çıkarıldı. Taş, bilimsel bir kazı sırasında değil, izinsiz bir kazıdan sonra tesadüfen fark edildi; köydeki Muhtar Äwesov Ortaokulu’nun küçük müzesine öğrenciler tarafından getirilen taş, daha sonra araştırmacıların dikkatini çekti ve literatüre “Kültöbe Yazıtı” olarak geçti.
Bu hikâye, hem bölgedeki arkeolojik potansiyelin büyüklüğünü hem de kaçak kazıların, bilimsel miras açısından ne kadar kritik sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Nitekim uzmanlar, aynı sahada daha önce de Eski Türk harfli taş parçalarına rastlandığını, dolayısıyla Kültöbe çevresinin sistematik olarak araştırılması gerektiğini vurguluyor.
9–10. yüzyıl Oğuz coğrafyasından bir taş
Yazıtın tarihlendirilmesinde iki temel dayanak öne çıkıyor:
- Kültöbe çevresinin, Orta Çağ yazılı ve arkeolojik kaynaklarında Oğuz yerleşimi olarak anılması.
- 9–10. yüzyıllarda bölgede Oğuz Yabgu Devleti’nin siyasi ve kültürel ağırlığının hissediliyor olması.
Paleografik (yazı biçimi) analizler, taşın üzerinde kullanılan Eski Türk harflerinin geç dönem özellikler taşıdığını, metnin 9–10. yüzyıla tarihlendirilmesinin bu yüzden tutarlı olduğunu gösteriyor. Bu da Kültöbe Yazıtı’nı, Oğuz Yabgu Devleti dönemine ait nadir ve son derece değerli bir epigrafik (yazıt) belge konumuna getiriyor.
Kısa metin, büyük tartışma
Kültöbe Yazıtı, kireçtaşı bir blok üzerine Eski Türk (runik) harfleriyle yazılmış tek satırlık kısa bir metin ve altında yer alan bir damgadan oluşuyor. Taşın altındaki işaretin bir Oğuz boy damgası mı yoksa başka bir sembolik figür mü olduğu henüz net değil; ancak araştırmacılar, biçimsel özelliklerinin Oğuz damga geleneğiyle örtüşebileceğini belirtiyor.
Metnin kendisi ise bilimsel açıdan bir “bulmaca” niteliğinde:
- Satır kısa, bazı harfler alışıldık formlardan biraz farklı.
- Bu nedenle okuma önerileri arasında tam bir uzlaşı henüz yok.
Yayınlanan ilk akademik çalışmada birden fazla okuma ihtimali tartışılıyor; anlam, bağlam ve harf biçimleri bakımından en tutarlı olan seçenekler öne çıkarılsa da, araştırmacılar temkinli davranarak “kesin okuma” iddiasından özellikle kaçınıyor. Bu yaklaşım, yazıtın bilimsel ciddiyetle ele alındığının da bir göstergesi.
Oğuzca sadece sözlü müydü?
Bugüne kadar Türkoloji literatüründe, Oğuz Türkçesinin yazılı örneklerinin daha çok 13. yüzyıl ve sonrasında, Arap alfabesiyle kaleme alınan eserlerde karşımıza çıktığı kabul ediliyordu. Kültöbe Yazıtı ise bu tabloyu sorgulatan bir halka sunuyor:
- Oğuzların 9–10. yüzyıllarda da Eski Türk runik alfabesini kullanmış olabileceğini,
- Oğuzca bir yazı geleneğinin, Arap yazısına geçişten önce de var olabileceğini düşündürüyor.
Türkistan çevresinde, Kültöbe ile bağlantılı diğer Eski Türk harfli taş buluntular da bu ihtimali destekliyor. Böylece yazılı Türk kültürü, yalnızca Orhon vadisi, Talas ya da Uygur merkezlerine değil, Oğuz coğrafyasına da yayılmış bir ağ olarak karşımıza çıkıyor.
Erken Oğuz tarihi için ne söylüyor?
Kültöbe Yazıtı, tek başına bir tarih kitabı kadar bilgi sunmuyor; ama bulunduğu yer ve taşıdığı dilsel işaretler, birkaç kritik noktayı öne çıkarıyor:
- Oğuzların Sırderya–Türkistan hattındaki varlığı sadece Arap-Fars kronikleriyle değil, kendi dillerindeki taş yazıtlarla da izlenebiliyor.
- Gündelik hayat, siyaset ya da inanç dünyasına dair kısa da olsa yerel kayıtların, Oğuzlar arasında da yaygın olabileceği ihtimali güçleniyor.
Özellikle Oğuz Yabgu Devleti’nin idarî örgütlenmesi, boy yapısı ve yerleşim coğrafyası üzerine çalışan araştırmacılar için Kültöbe Yazıtı, hem coğrafi hem de kültürel bir “çapa” işlevi görebilecek nitelikte. Bu taş, aynı sahada bulunması muhtemel diğer yazıtların habercisi olarak da görülüyor.
Ne beklemeliyiz?
Önümüzdeki dönemde,
- Kültöbe sahasında yapılacak sistematik kazıların,
- Yazıtın yeni fotoğrafları, üç boyutlu taramaları ve yüksek çözünürlüklü görüntüleri üzerinden yapılacak yeni okuma denemelerinin,
- Bölgedeki diğer runik taşların topluca ele alındığı kapsamlı bir filolojik çalışmanın, tartışmayı derinleştirmesi bekleniyor.
Kültöbe Yazıtı, belki tek satırlık bir metin ama Türk tarih yazımı açısından şu cümleyi kurduracak kadar güçlü: Oğuzların sesi, sadece destanlarda ve kroniklerde değil, taşların üstünde de yankılanıyor. Bundan sonra mesele, o sesi daha net duymak için hem sahada hem de masa başında daha dikkatli kulak kesilmek.