Be Hey Hain! Kırdığın Kadar Demir Eylersin: Anbar Otin
Be Hey Hain! Kırdığın Kadar Demir Eylersin: Anbar Otin
Sürekli tartışılan bir konu vardır: “Kadın az mı konuşmalı, yoksa çok mu susmalı?” Biz milattan ve yazılı kaynakların ötesine gidiyoruz. Zaman, tanrıçaların ve tanrıların hüküm sürdüğü bir dönem… Dünyayı bereketli kılan, tüm elementlerin uyumla çalışmasını sağlayan güçlü kadınların zamanı. Toprak verimli, su bereketli, hava temiz, güneş tepeden gülümserdi. Canlıların birbirine saygısı ve sevgisi vardı; düzen tam bir saat gibi işlerdi.

Ama bir gün, sebebi bilinmeyen büyük bir savaş başladı. Tanrıçaların yok edilmesiyle son bulan bu savaşın ardından dünya, tanrıların yani güçlü erkeklerin kontrolüne geçti. Dikkat ederseniz, tüm yazılı mitolojiler de erkek egemen ve güçlüleri yüceltir. Kadın tanrıça figürleri ya doğurganlıkla sınırlı ya da ikinci planda kalır.
Kadın anadır, candır, topraktır, berekettir… Bilim bile dişiden dişi doğduğunu, erkekten erkek doğmadığını kanıtlar. Kadınlar öylesine ince nakşedilmiş varlıklardır ki, hayranlık duymamak mümkün değildir. Hayatın her anında dişil enerji vardır. Bu enerji olmazsa, yaşam döngüsü ve sistem tamamen durur.
Ne kadar ironik ki, 1870 yılı, dünya tarihine damga vuracak birçok ismin doğum yılıdır. Kader, her dönemde böyle rastlantılar sunar. Kötünün yanında, iyiler de iki katı ortaya çıkar. Sistem böyle çalıştığı için bugün hâlâ ayaktayız.
Anbar Otin’in Direniş Hikâyesi
O gece Anbar Otin için sıradan bir gece değildi. En şık elbisesini giymiş, saçlarını özenle taramıştı. Tavlasına giderken yerdeki çamura basmamak için minik adımlarla ilerliyordu. Bu sırada zihninde çocukluk anıları canlandı: Ata binmeyi öğrenmiş, kargısını kullanmayı sevmişti. Damarlarında Tomris Katun’un kanını taşıdığına inanıyordu; o, kendi zamanının erkek gibi yetişmiş savaşçı kadınıydı…
Dönemin şartlarından dolayı okumaya gönderilen kız öğrenci sayısı çok azdı. Fakat babasının desteğiyle Dilşad Otin mektebine yazılmıştı. “Otin” (O‘tın / Otinoy), Özbek Türkçesi ve genel olarak Türkistan sahasında mahallenin din işlerini yöneten kadın, kadın molla ya da kadın din öğretmeni anlamına gelirdi. Dişad Otin, Anbar’ın zekâsını ve kararlılığını hemen fark etti. Anbar’ın evine döndüğünde, mahallesinde yaşayan ve okulda eğitim alamayan kızlara öğrendiklerini aktardığını duyunca onu daha çok sevdi. Bazen saçlarını okşar ve şöyle derdi:
“Büyü kızım, büyüdükçe seninle beraber Özbek kızları da büyüyecek. Sen bir vatanın yeniden dirilişinin simgesi olacaksın. Korkma kızım. Asıl korkak onlardır!” (Bolşevikler için)
Zamanla Anbar gerçek bir öğretmen hâline geldi; Anbar Otin, Anbar Hoca, Anbar Öğretmen, Anbar Hanım… Onun kalemi ise erkek kalemlerinden keskindi. Bu Bolşeviklerin dikkatinden kaçmadı. Önceleri sadece uyardılar, daha sonra cemiyetindeki erkekler katı tehditlerde bulundu:
“Bu kadar uğraşma! Kadın okumaz! Senin derdin ne? Sen şeytana hizmet ediyorsun!”
Ama Anbar yılmayacaktı…
Kapının önüne geldiğinde atını bağladı, atının gözlerinin içine baktı, yanağını okşadı ve başını anlına dayadı. “Merak etme, ama sakın bir yere gitme. Bekle beni, Umay.” Evet, atının adı Umay’dı; Türklerin doğurganlık ve bereket tanrıçasının adını taşıyordu. Merdivenler dikti ve çizmesi basamaklara uygun değildi; Anbar hem eğlenerek hem de yan basarak ağır ağır üst kata tırmandı. Her adımında kararlılığı ve sessiz direnci okunuyordu.
Ortam yine tehditkâr yüzlerle doluydu. Ruslar ondan nefret ediyor, cemiyetindeki erkekler ise bu nefretin kendilerine zarar vereceğinden korkuyordu. Anbar yerine oturdu. Hararetli konuşmaların ardından evine dönmek için izin bile istemeden merdivenlere doğru ilerledi. Bir yan adım, bir yan adım daha… ANBAR!
Ancak işte korkunun doğurduğu hain eller devreye girmişti. O eller Anbar’ı merdivenden aşağı itti. Hiçbir şey anlamadan oracıkta bayıldı. Gözlerini açtığında bacaklarını hissetmiyordu. Onu iten eller Anbar Otin’i kötürüm bırakmıştı.

Öğrencileri ve ailesi ilk başlarda yanında oluyordu; sonraları ise… O yorgun ve yıpranmıştı. Bir gün yanına öğrencilerinden biri geldi; evinin bahçesinden kopardığı çiçekleri uzattı ve:
“Sizi özledim…”
Sadece bu söz, Anbar Otin için bir diriliş mesajıydı: “Sizi özledim…”
Gün geçirmeden yeniden kalemine sarıldı. Daha güçlü, daha cesur, daha yüksek sesle yazmaya başladı. Ölüm tehditleri arttı: “Seni diri diri yakacağız, Anbar!”
Kadının Kaderi ve Milletin İmtihanı
Anbar Otin’in hayatı bize unutulmuş bir hakikati hatırlatıyor: Bir millet, kadınlarının kaderiyle sınanır. Bu sınavdan geçen toplumlar, tarih boyunca ayakta kalmayı başarır. Kırılmış ayakları onu asla durduramadı; çünkü yürüyen beden değil, yürüyen fikirdi. Kalemi prangaya vurulamadı, sözü susturulamadı. Şunu derdi hep: “Toprak adını hatırlar, rüzgâr ise geleceğe taşır.”
Acılar içinde yatağında gözlerini yuman Anbar Otin, halkına 41 gazel ve nice eserler bırakmıştır.
Fıtrat’ın “Uyan!” diye haykırışı neyse, Anbar Otin’in feryadı da odur:
“Cehalete karşı ilim, zulme karşı adalet, korkuya karşı haysiyet…”
Bunlar bir milletin özünü diri tutan değerlerdir. Kahraman nice kadınlarımızın bıraktığı yol hâlâ tamamlanmayı bekliyor. Kadınların sesi duyulmadan, mazlumların kalemi okunmadan, hakikat arayışı yarım kalır. Görevimiz ise yeniden dirilmeyi bekleyen bu sesleri, duaları ve mücadeleleri kalbimizin ortasına koymak; onların tamamlayamadığı yürüyüşü adım adım sürdürmek. Her satırda, her nefeste hatırlamak: Unutma! Zulüm bir bedeni kırabilir, ama bir milleti asla!
Ko‘nglim siniq, oyog‘im singan, ammo ruhim tirik,
Tan jabr ko‘rar, ammo irodam qilur barhayot turik.
Bu dunyo sinovdur, o‘tgan dard bo‘lur hikmat,
Kishi sabr etsa, Haqning rahmati unga yorug‘lik.
Gönlüm kırık, ayağım kırık ama ruhum diridir;
Beden acı çeker, fakat iradem canlı kalır.
Bu dünya bir imtihandır; çekilen acı hikmete dönüşür.
Kişi sabrederse Hakk’ın rahmeti ona aydınlıktır.
Çağrı: Türk Kızına Sesleniş
Ey şanlı, şerefli Türk kızı! Anadolu’nun şehit, gazi ve isimsiz kahramanlarının anası! Sen her damla gözyaşı gibi kutsalsın; eşsizsin. Adın vatanın her zerresinde yazılıdır. Nice evlatları Hakk’a uğurladın, nice evlatlar yetiştirdin. Rabbin rızası için ağıt yakmayacak kadar yücesin. Varsın şehit olsun bir değil, bin evladım feda olsun diyen anaların yadigârısın. Sen, binlerce yıl boyunca at binmiş, kılıç çekmiş, ok atmış, av avlamış, can alıp can vermiş Türk kadınlarının devamısın. Dön ve bak geçmişe; kimler yürümüş önünden! Toparlan, sığın rabbinin göğsüne; O seni affeder, O sana güç verir. En güzel yarınlar doğacak, sen var oldukça! Sen olmazsan, yerimiz, canım vatanımız eksik kalır…
Senden önce gidenler susturulmuş gibi görünse de, gerçekte bir milletin uyanışını yakan kıvılcımlardır. Anbar Otin gibi nice Türk kadınlarını unutma! O, Türkistan kültüründe ruhu aydınlatan, nefsi eğiten, manevi şifacı kadın öğreticiydi. Halkının arasındaki özgülük ruhunun temelini o oluşturdu. Onun gibi kadınlar sayesinde Özbekistan anaları yeniden doğdu…
Allah mekânlarını cennet, ruhlarını şâd eylesin.
Göz yaşalarımı tutamadım reisim Allah razı olsun ne diyeyim haklısın
Kadın candır onlarsız olmaz var ol başkanım
Çok güzel çok beğendim açıklayıcı ve anlaşılır bir dil kullanmışsınız, Öncü Bey başarılarınızın devamını dilerim.
Unutulmuş bir hakikati güçlü bir edebî dille yeniden hatırlatıyor. Anbar Otin’in direnişi üzerinden kadının ilimle, iradeyle ve onurla nasıl bir milletin kaderine yön verdiğini derinden hissettiriyor. Tebrik ederim harika bir yazı olmuş.
Yürüyen beden değil, fikirdi… Bu yüzden Anbar Otin ve onun gibiler susturulamadı.