Türk Birliği Mücadelesi: Kurtuluştan Kuruluşa Savaşımız Nasıl Başladı?
Türk Birliği mücadelesi sadece bir hayalin sözcüklere dökülmesi değil; bu hayalin gerçekleşmesine giden yolu anlatan, kurumuş kan ve gözyaşlarıyla dolu bir yazı dizisidir…
1851’de Kırım Bahçesaray’da doğan İsmail Gaspıralı Bey’in çabalarının, bugün “Türk Devletler Teşkilatı” adı verilen büyük ideale hizmet ettiğini o dönem kimse bilemezdi. Tercüman Gazetesi ile karış karış dolaştığı Türkistan coğrafyasını ve Türkçe konuşan toplulukları, günü geldiğinde son vatan Anadolu’yu savunacak insanları aydınlatacağını da kimse tahmin edemezdi. O ise hedefini belirlemiş, bu hedefe ulaşmak için gereken taşları bir bir yola dizmişti. “Dilde, Fikirde, İş’te Birlik” ülküsüyle yolu aydınlatmıştı.
Gaspıralı, kendinden öncekileri asla yok saymadı: Mete Han, Attila, Tomris Hatun, Osman Gazi Han, Fatih Sultan Mehmet Han… O, saymakla bitmeyecek kadar çok kahramanı olan bir halkın evladıydı. Geçmişte ne gördüyse onu yaptı; emaneti de son büyük kahraman olan Atatürk’e teslim etti. Bugün de Gaspıralı gibi adı çok bilinmeyen nice kahramanın sayesinde bir aradayız.
Ağaca atılan taş gövdesini güçlendirir. Bu yolda yürüyenlerin ayağına dolanan sarmaşıkların bile bir sebebi vardır. O zorlukları yaşamamış olsalar hedeflerine ulaşamaz, güçlü bir iradeye sahip olamazlardı. Mesele Hz. Âdem’in yasağı çiğnemesiyle başlar; her yaşanan olay bir sonrakinin yolunu açar. Yollar taşlıdır ama ayaklar yoruldukça varılan yerde en büyük mutluluğu yine sızlayan ayaklar yaşar. Kader deyip boyun eğmek de vardır elbet, başkaldırıp direnmek de. Ama hayat, kendisiyle savaşanı sevmez. Hayat öyle bir öğretmendir ki, bazen döver, bazen sever. Yaprak olmamalı hayata karşı! Su olmalı… Su gibi akıp gitmeli engin denizlere! Yolun sonu her zaman aydınlık olmayabilir. Misal maden işçileri karanlık bir kuyuya inerler ama sonunda ışık yoktur; onlar da bilir ve onlar karanlıkla savaşan en yüce kahramanlardandır.
Her Türk Doğuştan Kahramandır
Her Türk doğuştan kahraman olarak gelir bu dünyaya. Kimi sırtına mermi alıp yola düşer, kimi dağları aşıp askerine yetişir, mevzileri kurtarır. İnsan, hayat makinesinin dişlisi gibi tek bir yönde döner; fakat bazıları bunu göremez. Herkes kaderini yaşar… Hidayet, sadece fıkıh sahiplerinin değil, olgunlaşan insanların da yoludur. Size kötülük eden herkes düşman değildir; kimi zaman sizi sınayan bir insanoğludur.

Bugün her ülkenin halkı, dini, mezhebi ve rengine has dernekler, vakıflar, teşkilatlar varken neden yüzyıllardır bir Türk Birliği kurulmadı diye kendimize sormamız gerekir. Sebepler ortadadır. Tarih kitapları, birlik olduğumuzda neler başardığımızı yazar. Dünya tarihinde en çok galibiyet almış ve en fazla savaş kazanmış toplulukların kökü Türkistan’dadır. Kızıl Elma ideali yalnızca bir sınırı değil, bir ufku anlatır. Bugün Adriyatik’ten Çin Denizi’ne kadar Türkçe konuşarak, kimseye muhtaç olmadan seyahat etmek mümkünse, bunun nedeni yukarıda saydığım ve daha sayamadığım isimlerin emeğidir.
Ben sizlere işte adı pek duyulmamış o kahramanları anlatmaya çalışacağım. Onların hayatıyla birlikte, şehit olmalarına sebep olan isimleri de tanıtacağım. Keşke bu isimleri ilkokul çağından itibaren öğrenmeye başlasak. Bu insanların her biri ayrı bir hikâyedir. Her hikâyede acı da olsa, sonu gözyaşıyla bitse de yaşananlar kıymetlidir. Pahası olmayan bu kıymetin mutlaka bilinmesi gerekir.
Türk Dünyası’nın Gizli Düşmanı: Nikolay İlminskiy
Şimdi en önemli taş atıcı olan Nikolay İvanoviç İlminskiy’yi tanıyalım. Hakkında geniş, detaylı bilgi yoktur. Rus kaynaklarına özel izinle girip araştırma yapmıştım. Sebebi şudur: Bugün Türkistan coğrafyasında dil, alfabe ve lehçe farklılıklarının oluşmasının nedenine olan merakımdır. İlminskiy ise başlıca mimarlarından biridir. İnsanlarımızın Türk-İslam yolundan sapmasına, işkencelerle öldürülmesine, doğmamış nesillerin kaderinin kararmasına, Turan illerinin sınırlarla birbirinden ayrılmasına, Anadolu’nun uzun süre Türkistan’dan kopmasına ve hâlâ ayrı tutulmasına sebep olan planlar büyük ölçüde İlminskiy’ye aittir.
Peki, bu düşmanlık nereden doğmuştur? Araştırmalarım sonucunda babasının bir Kazan Tatarı olduğunu öğrendim. İlminskiy, annesiyle yaşanan yasak bir ilişkinin meyvesiydi. Kiliselerde geçen bir hayat ve sürekli maruz kaldığı baskılar onu kaderiyle bileyip keskin bir kılıç hâline getirmiştir. Öyle bir kılıç ki darbesi sadece bir yeri değil, zamanı ve mekânı boydan boya kesmiştir. Kıtaları ayıran zelzelelerden bile etkilidir. Stalin döneminde yürütülen çalışmalarla Türkistan halkının alfabesi, dili defalarca değiştirilmiş ve kısmen de başarı sağlanmıştır. Ancak ne demiştik? Her kötü, sebepsiz değildir. İlminskiy’nin adı, ilkokul duvarlarına “İşte o adam!” notuyla yazılmalıdır. Düşmanlık beslemeli miyiz? Hayır; fakat öfkemizi Gaspıralı’nın “Dilde, Fikirde, İş’te Birlik” sözlerini hatırlayarak, kontrol ederek hedefimize daha güçlü adımlarla ilerlemeliyiz.
Çarlık Rusya döneminden itibaren Türkistan ve Asya topraklarında yaşayan, fakat siyasi olarak Rusya’ya bağlı olan halkları Ruslaştırma politikasının; ardından Sovyetlerin aynı halkları sömürerek parçalama programının fikir babalarından biridir. İş öyle bir boyuta ulaşmıştır ki Stalin döneminde çıkarılan kanunlarla anadilini konuşan herkes hain, komünist partiye dâhil olmayan ya da karşıt fikir beyan eden herkes idama mahkûm edilmiştir. Tatar, Özbek, Kazak, Kırgız, Azerbaycan Oğuz Türkleri ve daha nice Türk halkından binlerce değil; milyonlarca aydın iki, hatta üç kez ölüme mahkûm edilmiştir. Önce Sibirya da kıyafetsiz olarak dış mekânda dondurularak, sonra donan bedeni asılarak, en sonunda darağacından indirilip kurşuna dizilerek…
Nice aydın ve dava adamı şehidimizin ruhu şad olsun. İlerleyen yazılarda bu isimleri ve eserlerinden örnekleri aktaracağım. Halkların takip ettikleri kanaat önderlerinin ahlaklarını bozarak, insanların inançlarının nasıl tahrip edildiğini gıpta ile okuyacaksınız.
Bu yolda gidenlerin mekânı cennet olsun. Bugüne onların emekleriyle geldik. Bugün Türk Devletler Teşkilatı kurulmuş ve büyük adımlarla ilerlemektedir. Bizlere düşen, bu teşkilatın yaşamasını ve güçlenmesini sağlamaktır. Kurulduk ancak savaşımız hâlâ devam ediyor!
“Tarihsel derinliği güçlü, düşünmeye sevk eden çok değerli bir yazı. Türk dünyasının geçmişini, bugününü ve birlik idealinin önemini sade ama etkileyici bir dille anlatmış. Hem bilgilendirici hem de farkındalık oluşturan faydalı bir çalışma olmuş.”Bir sonraki yazını merakla bekleyeceğim.
Etkileyici ve düşündürücü. Öğrencimi tebrik ederim. Doğru yoldasın.
Hasret kaldığımız sözcükleri okudum. Bravo!
Tebrik ederim. Türk – İslam sentezi en doğru yol olacaktır.
Büyük Turan hedefine gençlerimizin azim ve gayretleriyle emin adımlarla ilerleyeciz. Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
Bu yazı, tarih kitaplarında kuru cümleler arasında kaybolup giden bir mücadelenin ete kemiğe bürünmüş hâli gibi… Sadece bilgi vermiyor; insanın içine işleyen, damarlarında dolaşan bir sesle konuşuyor. Türk Birliği idealinin, romantik bir hayal olmadığını; asırlardır bedeli ödenmiş, kanla yoğrulmuş bir yolculuk olduğunu hatırlatıyor. Kalemine sağlık