Kayıp Diller:Sessiz Çığlığı ve Son Konuşanlar
Dilbilimciler sarsıcı bir istatistikten bahseder: Dünyada her iki haftada bir, bir dil sonsuza dek yok oluyor. Bir dilin ölümü; bir kütüphanenin yanması, bir müzenin çökmesi gibidir. Çünkü dil sadece iletişim aracı değil; bir toplumun rüyalarını, şifalı bitkiler bilgisini, mizahını ve tanrıyla konuşma biçimini barındıran canlı bir hafızadır.
Bu yazıda, son konuşanlarının (Last Speakers) nefesiyle birlikte yeryüzünden silinen, geriye sadece ses kayıtları ve tozlu sözlükler bırakan o “kayıp seslerin” peşine düşüyoruz.
Yalnızlığın Dili: Eyak ve Marie Smith Jones
Alaska’nın soğuk topraklarında, 2008 yılına kadar yaşayan bir kadın vardı: Marie Smith Jones. O, Eyak dilini konuşabilen dünyadaki son insandı. Marie, verdiği bir röportajda şöyle demişti: “Tanrı’ya dua ederken Eyakça konuşuyorum, ama bana cevap verecek kimse yok.”

Onun ölümüyle birlikte Eyak halkının binlerce yıllık balıkçılık terimleri, kar türleri üzerine kelimeleri ve mitolojisi sessizliğe gömüldü. Marie, bir dilin tabutunu tek başına taşıyan son gardiyandı.
Türkiye’den Bir Kayıp: Ubıhça ve Tevfik Esenç
Bu trajedinin bir benzeri, çok da uzağımızda olmayan bir coğrafyada, Balıkesir’in Manyas ilçesinde yaşandı. Kafkas sürgünüyle Anadolu’ya gelen Ubıh halkının dili olan Ubıhça, 80’den fazla ünsüz harfiyle dünyanın en karmaşık ve zengin dillerinden biriydi.
Bu dilin son konuşanı Tevfik Esenç, 1992 yılında vefat etti. Tevfik Bey, ölmeden önce Fransız dilbilimci Georges Dumézil ile çalışarak dilinin gramerini ve kelimelerini kayıtlara geçirdi. Mezartaşında şu yazar: “Bu Tevfik Esenç’in mezarıdır. O, Ubıh dilini konuşan son kişiydi.”
Livonca: Avrupa’nın Ortasında Bir Veda
Sadece uzak kabile dilleri değil, Avrupa’nın göbeğindeki diller de ölüyor. Letonya ve Estonya kıyılarında konuşulan Livonca, 2013 yılında son ana dili konuşucusu Grizelda Kristiņa’nın Kanada’da vefat etmesiyle “ölü diller” sınıfına girdi. Livonca, Baltık denizinin rüzgarını, balıkçıların şarkılarını taşıyan şiirsel bir dildi.
Kayıp Diller Neden Önemli?
“Bir dil daha gitse ne olur?” diyebilirsiniz. Ancak Amazon ormanlarındaki bir yerli dilinde, modern tıbbın bilmediği bir bitkinin şifasını anlatan kelime saklı olabilir. Veya Kuzey Kutbu’ndaki bir dilde, iklim değişikliğinin izlerini süren bir buz tanımı bulunabilir.
Her kayıp dil, insanlığın yapbozundan bir parçanın eksilmesi demektir. Bugün konuşulan yaklaşık 7.000 dilin yarısının, bu yüzyılın sonuna kadar yok olması bekleniyor.
Belki de bu yüzden, hala konuşabildiğimiz dilin, “Anadilimizin” kıymetini, onu kaybetmeden bilmeliyiz.